Etiket: Felsefe

Simurg’un İzinde: İnsan ve Toplum

Bilinçaltının Çağrısı Kuşların Simurg’u arayışı, insan ruhunun derinlerinde yatan evrensel bir dürtüyü yansıtır. Carl Jung’un arketip kavramı, bu yolculuğu bireyin “bütünleşme” arzusuna bağlar; Simurg, özbenliğin sembolü olarak, insanın kendi içsel bütünlüğünü bulma çabasını temsil eder. Bu arayış, yalnızca bireysel bir keşif değil, aynı zamanda kolektif bir mitolojinin parçasıdır. Kuşların her

okumak için tıklayınız

Antik Düşüncenin Modern Topluma Yansımaları

Sokrates ve Sorgulamanın Toplumsal Yankıları Sokrates’in birey-toplum ilişkisine yaklaşımı, sorgulayıcı bir yöntemle şekillenir. Onun diyalektik yöntemi, bireylerin inançlarını ve varsayımlarını eleştirel bir şekilde gözden geçirmesini teşvik eder. Bu yaklaşım, modern sivil toplumun katılım mekanizmalarına ilham verebilir; çünkü Sokrates, bireyin yalnızca pasif bir itaatkâr değil, aktif bir düşünür olmasını savunur. Günümüzde,

okumak için tıklayınız

Arılar: İnsanlığın Doğayla Dansında Kadim Bir Sembol

Arıların Mitolojik ve Ritüel Yansımaları Arılar, insanlık tarihinde yalnızca bal üreticisi olarak değil, aynı zamanda derin anlamlarla yüklü bir sembol olarak yer edinmiştir. Farklı kültürlerde arılar, bereket, topluluk, düzen ve ilahi bağlantının temsilcisi olmuştur. Örneğin, Maya uygarlığında arılar tanrısal bir statüye sahipti çünkü bal, yalnızca besin değil, aynı zamanda ritüellerde

okumak için tıklayınız

Byung-Chul Han’ın Şeffaflık Toplumu

Byung-Chul Han’ın şeffaflık toplumu kavramı, modern dünyanın görünürlük, erişilebilirlik ve açıklık taleplerini merkeze alarak bireylerin, toplumların ve kurumların nasıl dönüştüğünü sorgular. Şeffaflık, yüzeyde güven, eşitlik ve özgürlük vaat ederken, derinlemesine incelendiğinde bireysel özerkliği, toplumsal bağları ve hatta varlığın anlamını tehdit eden bir yapı olarak ortaya çıkar. Güvenin İnşası ve Yıkımı

okumak için tıklayınız

Antik Felsefenin Liderlik ve Toplum Üzerindeki Yankıları

Sokrates ve Kendini Bilme İlkesi Sokrates’in “kendini bil” ilkesi, bireyin iç dünyasını sorgulama ve erdeme yönelme çabasını merkeze alır. Bu ilke, yöneticilerin psikolojik olgunluğunu şekillendirmede temel bir rol oynar; çünkü liderlik, yalnızca dışsal kararlarla değil, aynı zamanda içsel bir farkındalık ve ahlaki dengeyle tanımlanır. Sokrates’e göre, bir yönetici, kendi zayıflıklarını,

okumak için tıklayınız

İmge, Etkilenim ve Varoluşsal Yansımalar: Deleuze, Baker ve Heidegger Arasında Bir Köprü

Sinema ve İmgenin Hareketi Gilles Deleuze’ün sinema felsefesi, görüntünün zaman ve hareketle olan ilişkisini yeniden düşünmeye davet eder. Deleuze, sinemayı bir düşünce makinesi olarak ele alır; ona göre sinema, yalnızca hikâye anlatmaz, aynı zamanda algıyı ve bilinci yeniden yapılandırır. Cinema 1: Hareket-İmge ve Cinema 2: Zaman-İmge eserlerinde, hareket-imgeler ve zaman-imgeler

okumak için tıklayınız

Arı Kovanı ve İnsanlık: Kolektif Varoluşun Aynasında Bir İnceleme

Arıların dünyası, insan toplumlarının karmaşık yapısını anlamak için eşsiz bir mercek sunar. Arı kolonisi, bireylerin değil bütünün hayatta kalışına adanmış bir düzen sergilerken, insan toplumu bireysellik ve kolektivite arasında sürekli bir gerilim yaşar. Kolektif Bilinç ve Arı Zihni Arıların bireysel bilinçten yoksun, ancak kolektif bir zihin gibi hareket etmesi, Carl

okumak için tıklayınız

Şeffaflık Toplumunun Birey ve Toplum Üzerindeki Etkileri

Sürekli Görünürlüğün Zihinsel Yükleri Şeffaflık toplumu, bireylerin her an görünür ve erişilebilir olmasını talep eden bir düzen yaratır. Byung-Chul Han’ın perspektifinden bakıldığında, bu sürekli görünürlük, bireyin zihinsel sağlığını derinden etkiler. Kişi, sosyal medyada, iş yerinde ya da kamusal alanda kendini sürekli sergilemek zorunda hisseder. Bu durum, bireyde kronik bir kaygı

okumak için tıklayınız

Antik Düşünce ve Modern Yönetim: Bir Karşılaştırma

Sokrates’in Erdem ve Bilgi Vurgusu Sokrates, yönetimde erdem ve bilginin temel olduğunu savunur; yöneticilerin “iyi”yi bilmesi gerektiğini öne sürer. Bu görüş, günümüz meritokratik sistemleriyle kısmen uyumludur, çünkü modern yönetimde yetkinlik ve uzmanlık ön plandadır. Ancak Sokrates’in erdemi evrensel bir doğruluk arayışına bağlaması, günümüzün pragmatik ve sonuç odaklı yönetim anlayışından ayrılır.

okumak için tıklayınız

Arzunun Varolma Çabasıyla Buluşması

Varolma Çabasının Özü: Spinoza’nın Conatus Kavramı Spinoza’nın conatus kavramı, her varlığın kendi varlığını sürdürme ve güçlendirme yönündeki içsel dürtüsünü ifade eder. Bu, bir tür ontolojik itki; yaşamın kendisini koruma ve genişletme arzusudur. Conatus, bireyin yalnızca hayatta kalma mücadelesini değil, aynı zamanda kendi özünü gerçekleştirme çabasını da kapsar. Spinoza için bu,

okumak için tıklayınız

Aynanın Ötekisi, Bilinçdışının Arketipleri ve Kültür Endüstrisinin Pençesi

Aynada Yansıyan Özne: Lacan’ın Ayna Evresi Lacan’ın ayna evresi, bireyin özne oluşumunun temel taşlarından biridir; bir bebek, aynada kendi yansımasını gördüğünde, ilk kez bir “bütünlük” algısıyla karşılaşır. Ancak bu bütünlük yanılsamadır, zira bebek henüz bedensel ve zihinsel olarak parçalıdır. Yansıma, bireyin kendisini “Öteki” olarak tanımasına yol açar; bu Öteki, hem

okumak için tıklayınız

Arketiplerin Evrenselliği ve Différance’ın Yıkıcı Dansı

Psişenin Evrensel Dili mi, Kültürel Söylemin Maskesi mi? Jung’un arketipler kavramı, insan psişesinin derinliklerinde yatan kolektif bilinçdışının evrensel imgeleri olarak ortaya çıkar. Kahraman, bilge, ana tanrıça gibi figürler, mitolojilerden modern anlatılara kadar uzanan zamansız semboller olarak görülür. Jung, bu arketiplerin insanlığın ortak deneyimlerinden türediğini ve bireysel psişeyi şekillendiren evrensel bir

okumak için tıklayınız

Lacan’ın “Kadınlar yönetebilecekleri diktatör erkekleri severler” Sözü Yönetme Arzusunun Paradoksunu muTemsil Eder?

Jacques Lacan’ın “Kadınlar yönetebilecekleri diktatör erkekleri severler” sözü, onun psikanalitik teorisi ve cinsiyet dinamiklerine dair görüşleri bağlamında değerlendirilir. Bu söz, Lacan’ın cinsiyet, arzu, otorite ve öznellik üzerine kuramsal çerçevesinde önemli bir tartışma noktasıdır. Felsefi ve Kuramsal Değerlendirme Sonuç Lacan’ın “Kadınlar yönetebilecekleri diktatör erkekleri severler” sözü, psikanalitik bir perspektiften bakıldığında, arzu,

okumak için tıklayınız

Doğa Felsefesinden İnsan Üzerine Felsefeye Geçişin Felsefi Nedenleri

Doğa Felsefesinden İnsan Üzerine Felsefeye Geçişin Felsefi Nedenleri Felsefedeki bu değişime yol açan nedenler, felsefi, politik ve sosyal nedenler olmak üzere, üç başlık altında toplanabilir. Felsefi nedenlerin en başında ise doğa felsefesinin MÖ 5. yüzyılla birlikte gerçekleşen iflası olgusu gelir. Doğa felsefesinin iflası olgusu, bir yandan doğa felsefesinin aşağı yukarı söylenebilecek

okumak için tıklayınız

Kant: “Kozmopolit Açıdan” Tarih ve Felsefe

Kant’ın eleştirel felsefesi genellikle tarih-yazıcılığına aykırı bir felsefe olarak değerlendirilmiş ve teolojiye karşı savaş açmış olan filozofun tarihçiliğe karşı da savaş halinde olduğu düşünülmüştür. Ne var ki kendisi de tarih incelemeleri yapmış bir filozof için bu iddialar pek de inandırıcı sayılamaz. Yine de Kant’ın toplum bilimlerini ve bu arada tarih-yazıcılığını

okumak için tıklayınız

DESCARTES: felsefede incelenmesine alışılmış tüm genel güçlüklerle ilgili olarak kısa zamanda beni hoşnut edecek aracı bulmakla kalmadım, ama bazı yasalar da ortaya koydum

BEŞİNCİ BÖLÜM Bu ilk doğrulardan çıkardığım öbür doğrular zincirinin tümünü izlemekten ve burada göstermekten sevinç duyacağım. Ama bu amaçla bozuşmak istemediğim bilginler arasında tartışmalı olan pek çok sorundan şimdi söz etmem gerekecekti, bu nedenle bu konuda çekimser kalmamın ve insanların özel olarak bilgilendirilmesinin daha yararlı olup olmayacağını daha bilge olanların

okumak için tıklayınız

Felsefenin ve bilimlerin teolojiden ayrışması hangi gereksinimlere yanıt olarak ne zaman gerçekleştirildi?

İnsanların doğaları, birbirleriyle ve manevi güçlerle olan ilişkileri, yarattıkları ve içinde yaşadıkları toplum yapıları üzerinde zihinsel çalışma yapabileceğimiz düşüncesi, en az yazılı tarih kadar eskidir. Ayrıca kuşaktan kuşağa kulaktan aktarılıp tarihin bir aşamasında yazıya geçirilmiş sözlü bilgeliği de unutmamalıyız.Bugün sosyal bilimler dediğimiz şey bu bilgeliğin mirasçısıdır. Ne var ki, sosyal

okumak için tıklayınız

Zarın, iki ayrı masada oynandığını göstermek Nietzsche’ye kısmet oldu: Yeryüzü ve gökyüzü masaları. Zarlar yeryüzünde atılıyor, gökyüzünde düşüyor.

Zar Atma Oyunun iki evresi zarların iki evresidir: Atılan zarlar ve düşen zarlar. Zarın, iki ayrı masada oynandığını göstermek Nietzsche’ye kısmet oldu: Yeryüzü ve gökyüzü masaları. Zarlar yeryüzünde atılıyor, gökyüzünde düşüyor: “Şayet tanrılarla yeryüzünün ilâhi masasında zar atsaydım, yer sarsılır, yarılır ve alev ırmakları fışkırtırdı: Zira yeryüzü, yaratıcı yeni sözlerle

okumak için tıklayınız

Hegel: Din, Felsefe ve Devlet

Ölümünden kısa bir süre sonra Hegel’in yaşam öyküsünü yazan K. Rosenkranz, “Bir filozofun hayatı düşüncesinin tarihidir; diyordu, sisteminin oluşmasının tarihi.”[2] Ne var ki Hegel’in yaşamı, kitaplarının ve öğrencilerinin arasında, felsefesinin hareketliliği ile ters orantılı bir dinginlik içinde geçti. Sonsuz tecessüsü her alana yayılsa da, düşünürün özel olarak ilgi duyduğu alanlar

okumak için tıklayınız

B. Crocé, Rönesans ve Tarih-Yazımında Devrim

B. Crocé, Rönesans ve Tarih-Yazımında Devrim Daha önceki sayfalarda göstermeye çalıştığımız gibi, Ortaçağ dünyası, genel hatları itibariyle, aşkın değerlerin (Civitas Dei), yerel değerlere (Civitas Diaboli) egemen olduğu bir ikilem dünyasıydı ve bu dünyada tarihçilik de ilahiyatın aracı durumuna düşmüştü. Oysa B. Crocé’ye göre Rönesans’la birlikte bu “aşkın” dünya anlayışı giderek

okumak için tıklayınız

Tarih Sosyolojisi, İbn Haldun ve Osmanlı Anakronizmi

Tarih Sosyolojisi, İbn Haldun ve Osmanlı Anakronizmi Ortaçağ’da tarih-yazıcılığı, kilise ve siyasal iktidarların koyduğu sınırlar içinde “siyaset bilimi” ve ilahiyat ile etkileşim içindeydi ve toplumsal boyuttan yoksundu. Değeri hayli sonraları anlaşılmış olsa bile, İbn Haldun’un tarih-yazıcılığının tarihi içinde işgal ettiği önemli yer bu alandaki katkısından kaynaklanmaktadır. Günümüzde büyük Arap düşünürü

okumak için tıklayınız

Ortaçağ, Din ve Tarih-Yazıcılığı

Ortaçağ, Din ve Tarih-Yazıcılığı Ortaçağ’da tarih-yazıcılığı, Aristo’nun izinde, bilimsel bir uğraşı alanı olarak görülmüyordu. Batılı üniversitelerde okutulmadığı gibi Doğulu medreselerde de tarih “asli ilimler” arasında sayılmıyor, ayrı bir ders konusu olmuyordu.[35] Bu yüzden de tarihçiliğe, ne Avrupa’da ne de İslam dünyasında, uzun süre insanların bağımsız olarak hayatlarını kazanabilecekleri bir meslek

okumak için tıklayınız

Ortaçağ: Skolastik Düşünce, Kronik Yazarı ve Tarihçi

Ortaçağ: Skolastik Düşünce, Kronik Yazarı ve Tarihçi Ortaçağ, genellikle, Eski Yunan’da doğan özgür aklın karanlığa boğulduğu bir dönem olarak küçümsenmiş ve yüzyıllar boyunca büyük bir ilgi konusu olmamıştır. Oysa kimi tarihçilere göre böyle ön yargılı bir yaklaşım, üniversitelerin kurulduğu, ilahiyatçıların özgür felsefeye yol açacak sorunlarla uğraştığı ve Gotik sanatın yeşerdiği

okumak için tıklayınız

Bertrand Russell: “Pratik hayatta olasılıklara göre hareket etmek gerekir ve felsefeden beklediğim, insanlara, tam anlamı ile güvenli olmadan hareket etmek cesaretini vermesidir.”

1. FELSEFE NEDİR? Felsefe ne demek Lord, Russell? Bertrand Russell — Epey tartışmalı bir soru. Sanmam ki iki filozof bu sorunuza aynı cevabı versin. «Felsefe, henüz tam bilgi sahibi olamadığımız konularda kurgu’ya (spekülasyon) başvurmak demektir.» diyeceğim. Bu benim düşüncem tabiî; başkası ne der, bilmem. Bilimle felsefe arasında bir ayırım görüyor

okumak için tıklayınız

Nietzsche “diyalektikçi” midir?

Nietzsche “diyalektikçi” midir? Şunla bu arasındaki özsel ilişki bir diyalektik kurmaya yetmez: Her şey bu bağıntıdaki olumsuzun rolüne bağlıdır. Nietzsche tam da şunu der: Kuvvetin nesnesi olarak başka bir kuvvet vardır. Kesinkes şu var ki, bir kuvvet ancak, başka bir kuvvetle bağıntıya girer. Yaşam başka türlü bir yaşam biçimiyle çarpışır

okumak için tıklayınız

Dil, Felsefe ve Toplum – Suat Kamil Aksoy

Değer hakkında tartışmalı da olabilecek şeyler yazdım. Toplum denilen şeyin var oluşunun temeline yerleştirmeye kalkıştığım bu kavram dışında bir başka önemli olgu daha var. Tıpkı değer gibi toplumsal hayatımızın her anını kaplayan ve en az onun kadar önemli bir şey bu. Toplum geliştikçe geliştiği ve bugünkü haline geldiği kabul edilen

okumak için tıklayınız

Felsefede Ölüm ya da Ölürken Felsefe Yapmanın İmkânı Üzerine – Hamza Celâleddin

“Gençliğimizdeki neşelilik ve karamsarlığa kapılmama hâli, kısmen hayat tepesine tırmanıyor ve tepenin öteki tarafındaki ölümü görmüyor olduğumuz gerçeğine dayanır” Arthur Schopenhauer, Parerga und Paralipomena Ölüm felsefesi −belki korkunç bulunduğundan ve belki de diyalektik yoksunu bir ontolojik kavrayıştan ötürü− yaygın bir felsefî alana ve nüfûza sahip olamamıştır. Ama “ölüm” kavramı, açık-seçik

okumak için tıklayınız

Max Horkheimer: Bugün toplumsal iktidar makinesinin ezici ağırlığı ile atomlaşmış kitlelerin güçsüzlüğü arasındaki oransızlık yaşanıyor.

Bugün, ütopyaya giden yolda en büyük engel, toplumsal iktidar makinesinin ezici ağırlığı ile atomlaşmış kitlelerin güçsüzlüğü arasındaki oransızlıktır. Geri kalan herşey —her yere sinmiş ikiyüzlülük, sahte teorilerle beslenen inanç, spekülatif düşüncenin gerilemesi, iradenin sakatlanması ya da korkunun baskısıyla sonuçsuz faaliyetler içinde dağılıp gitmesi— bu oransızlığın belirtileridir. Eğer felsefe insanların bu

okumak için tıklayınız

Nietzsche’de Soru Biçimi

Metafizik, öze dair soruyu şöyle biçimlendirir: “… nedir?” Belki de biz bu soruyu doğal karşılamaya alıştık, bunu da Sokrates’e ve Platon’a borçluyuz. Bu sorunun nereye kadar özel bir düşünme biçimi varsaydığını görmek için Platon’a geri gitmek gerekiyor. Platon, “güzel denir, doğru nedir? vs. diye sorar. Bu soru biçimini diğer bütün soru biçimlerinin karşısına koyma kaygısındadır.

okumak için tıklayınız

Montaigne’in Denemeler’i yazdığı Kule’sine yapılan geziden izlenimler

İşte, nihayet, güzelim bir parkın içinde yürüyoruz, ormanlık alan, çim açıklık, kalbimde sevinç. Birkaç adım daha atıyorum, Senyör Michel de Montaigne’in kulesi karşımda. Modern denemenin yaratıldığı yerdeyim. Yuvarlak, tombul bir kule. Şatonun arkasındaki dış binaların oluşturduğu karenin bir köşesinde duruyor. Öbür köşedeki kuleye de karısı çekilirmiş bazen. Bey kulesi, hanım

okumak için tıklayınız

Çocukları Felsefeyle Tanıştırmak Ne İşe Yarar?

Felsefenin bin bir türlü tanımı verilebilir: Siyasi, ideolojik, psikolojik, dinsel, hatta felsefi/metafizik? Ama ben çok basit bir pedagojik tanım önermek istiyorum: Felsefe bir beceridir ? düşünme becerisi. Beceri kelimesini tam da pedagojideki anlamıyla kullanıyorum: Yabancı dil öğretiminde ?duyduğunu anlama? veya ?kendini ifade edebilme? becerileri gibi bir beceri. İsterseniz bu tanıma

okumak için tıklayınız

Özgürlük Yanılsaması / Rousseau ve Marx – Yıldız Silier

Yıldız Silier’in ‘Özgürlük Yanılsaması / Rousseau ve Marx’ adlı yapıtı, “Rousseau ile Marks’ın özgürlük anlayışlarını karşılaştırıyor. Entelektüel bir sohbet havasında sevinçle okunabilecek kitabın girişinde yazar amacını şöyle belirliyor: “Bu kitapta Rousseau ve Marx’ın izinden giderek, özgürlüğe giden yolun özgürlüksüzlüğümüzle yüzleşmekten geçtiğini savunacağım. Önümüzdeki en büyük engellerden biri olan ‘özgürlük yanılsamamızı’

okumak için tıklayınız

Güzellik Hırsızları, Pascal Bruckner

“(*) Güzellik nedir? Güzel olmak bir özellik mi yoksa başkalarına karşı işlenmiş bir suç mudur? Güzellik kendinin farkında olmakla beslenen bir öğe midir? Bu sorular gündelik yaşamda sormayı düşünmediğiniz sorulardır. Ancak bir romanda karmaşık bir serüvenin odağında kimliği güzelliğiyle örtüşen bir kadının bulunuşu size bu soruları sordurabilir. Eğer romandaki tüm

okumak için tıklayınız

Yedinci Ağıt & Okumak (Elegie 7), Emmanuel Hocquard

(*) “Okumak, görmek gibidir: görmeyi ve okumayı öğrendiğimiz gibi görür ve okuruz, zorlayıcı biçimde, bilinmeyeni önceden bilinene götürerek. Yani onu yok ederek. Sonuç sıfır. Sanırım bu yüzden, birçok insan imgeleri ve mecazları sever: sürpriz etkisi geçtiğinde, aykırılığın arkasında olanın, aslında tanıdık oluşunu farketmekte güven verici bir şey vardır. İleti çözülür,

okumak için tıklayınız

Antik Yunan Uygarlığı (3 Kitap Takım) – Andre Bonnard

Antik Yunanistan, insanlık tarihinde, bilimin ve sanatın bütün dallarında büyük atılımlarla dikkat çeken parlak bir sayfa oluşturur. Antik Yunan Uygarlığı eseri, bu parlak dönemi ve uygarlık kavramını oluşturan bütün sanatsal, bilimsel, felsefi ve dinsel yaratımları çağdaş hümanizmanın gözüyle inceliyor. Şiirin aşılmaz doruğu kabul edilen İlyada’yı, derin bir insancıllığı yansıtan tragedyaları,

okumak için tıklayınız

Marksist Öğreti – Vladimir İlyiç Lenin

Marksizmin temelleri, başlıca kavramları, sınıf mücadelesi bakımından önemi, yanlış anlaşılan kimi özellikleri hakkında Lenin’in kaleminden çıkmış bir dizi makaleden oluşan bu kitap, “yeni başlayanlar” için olduğu kadar, “derinlere inmek” isteyenler için de bir başvuru kaynağıdır. Tarihsel materyalizm, diyalektik, sınıf mücadelesi teorisi, Marksist ekonomi öğretisi, sosyalizm, proletaryanın sınıf mücadelesi taktikleri hakkında

okumak için tıklayınız

Game of Thrones ve Felsefe – Editör: Henry Jacoby

Mantık Kılıçtan Keskindir Fantastik edebiyatı klasik iyi ile kötünün savaşından alıp gri karakterlerle bambaşka bir yörüngeye oturtan bir seri. Türün tırnak içinde/dışında babası/ustası J. R. R. Tolkien ile mukayese edilen bir yazar. Ve yazar serinin devamını yazadursun, hâlihazırda dördüncü sezon çekimleri devam eden HBO yapımı çarpıcı bir dizi. Milyonlarca okur,

okumak için tıklayınız

Alman İdeolojisi – Friedrich Engels, Karl Marx

“Alman İdeolojisi”, Marx ve Engels’in kendi görüş açılarıyla “Alman felsefesinin ideolojik bütün tarzları” arasındaki uzlaşmaz farklılığı göstermek üzere, birlikte giriştikleri zorlu bir çalışmanın sonucu olarak doğmuştur. Marksizmin kuruluşunun ilk yapıtaşları bu çalışma sırasında temele konmuş; materyalist tarih teorisinin ilk ve en geniş açıklaması da burada gerçekleştirilmiştir. 1844 ve 1845 yıllarında

okumak için tıklayınız

Karganın Yolu (Felsefe – Estetik – Gezi) – Korkut Köseoğlu

‘Bu yapıtta okuyacağınız ‘Edebiyat ve İnsan’ adlı yazısının bir yerinde şöyle der, Korkut Köseoğlu. ‘Burjuvazi, bireyi koruma yalanıyla insanı iyice insansızlaştırdı’. Doğru bir saptamadır bu. Ama ben bu saptamayı değil de, bu doğruyu görebilmeyi önemsiyorum. Korkut Köseoğlu doğruyu görebilen gerçekçi bir yazardır. Böyle dönemlerde gerçekçiliğe, ekmek kadar, su kadar, gereksinmemiz

okumak için tıklayınız

İnsancıl Atölyesi Felsefe ve Sanat?ta Adnan Özyalçıner ile Söyleşi – Yayına Hazırlayanlar: A.kadir Şahin / Nazlıhan Özgül

İnsancıl Atölyesi Felsefe ve Sanat?ta insan seminerlerinin 12.02.2012 Pazar günü konuğu yazar Adnan Özyalçıner?di. İnsancıl Dergisi yazı işleri müdürü yazar, eleştirmen Cengiz Gündoğdu?nun kısa sunumunun ardından Adnan Özyalçıner?in konuşma metninin tamamını sunuyoruz.

okumak için tıklayınız

Felsefe : Adı Özne – M. Şehmus Güzel

Türkiye?de felsefe, yakın geçmişimizle kıyaslanınca bile, bir parça ihmal edimiş konumdadır. Ama ne iyi ki kimi üniversitede felsefeci, felsefesever, filozof öğretim üyeleri görev yapıyorlar ve kendi çevrelerinde felsenin tanıtılması, felsefeyle ilgilenilmesi, felsefenin tanınması ve öğrenilmesi için çaba harcıyorlar. Bu öğretim üyelerinden biri Mustafa Günay?dır. Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi ?Felsefe grubu

okumak için tıklayınız

Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi – Karl Marx

“Eleştiri silahı, silahların eleştirisinin yerini kuşkusuz alamaz; maddi güç ancak maddi güçle yenilebilir; ama teori de, yığınları sarar sarmaz maddi bir güç durumuna gelir. Teori ad hominem kanıtlar kanıtlamaz yığınları sarabilir ve radikal duruma gelir gelmez ad hominem kanıtlar. Radikal olmak, şeyleri kökünden kavramaktır. Ama insan için kök, insanın kendisidir.”

okumak için tıklayınız