Kategori: Yılmaz Güney

Harika Bir İnsan Hakkında Harika Bir Kitap: Karanlıktaki Işık YILMAZ GÜNEY – Müslüm Üzülmez

İnsan bazen bir haber veya hediye aldığında çok sevinir. Tahir Yüksel’in Karanlıktaki Işık Yılmaz Güney kitabı elime ulaştığında ben de böylesi bir sevinci yaşadım. Sevinmemin birinci nedeni harika bir insan hakkında harika bir kitabın yazılmış olması ise, ikincisi de her Diyarbakırlı gibi benim de Yılmaz Güney’e duyduğum sevgi ve hayranlığın

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney ile Behçet Necatigil’in ortaklaştığı görüş

Yılmaz Güney Kovboy mu?.. İşin aslına bakarsanız, Hollyvvood filmlerindeki hızlı silah çekme sahnelerinin tamamıyla uydurma olduğu ortaya çıkar. Kovboyların bellerindeki silahlar son derece kullanışsız ve iş görmez durumdaydılar.

okumak için tıklayınız

Tarık Akan: Yılmaz Güney – Bir ‘Yol’ Hikâyesi

Biri gelip kepeneğin başlığım kaldırdı: “Sen Tarık Akan mısın? Yahu kalk ayağa da bir görelim…” Gözümü açtım. Karşımda bir başçavuş dikiliyordu. “Kalk,” diye tutturmuştu. Hadi bakalım, istersen kalkma. Hem 1981’de Yılmaz Güney’in Yol (Bayram) filmini çekiyorsun, hem bu başçavuştan mermi ve silah almak için keyfinin olmasını bekliyorsun; sıkıysa kalkma.

okumak için tıklayınız

Tarık Akan: Düşündük taşındık, yalnızca ‘mutluyuz’ demeyi kararlaştırdık.

Filmin sonlarına doğru duruşmalar başladı. Ağustos 1981 olmuştu. İşte gene Selimiye’nin koridorlarında bekliyordum. Yanımda Burhan Apaydın vardı, ikimizden başka da kimse de yoktu. Tutuklanacağımla ilgili kaygımdan kurtulamıyordum. Burhan Ağabey rahattı, bu oturumda bir şey olmayacağını, korkmamamı söylüyordu, ama yapamıyordum. Asker salona çağırdı.

okumak için tıklayınız

Leonardo DiCaprio’nun ‘Diriliş’inde Yılmaz Güney izleri

Meksikalı yönetmen Alejandro González Iñárritu tarafından çekilen The Revenant’ (Diriliş) adlı filmde sinemaseverlerin dikkatinden kaçmayan bir sahne vardı. O da Hugh Glass karakterine hayat veren Leonardo DiCaprio’nun, soğuk havadan korunmak için ölen atın karnına girmesiydi. Di Caprio filmde donmaktan böyle kurtuluyordu. Bu sahne, yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun Yılmaz Güney’e hayranlığını

okumak için tıklayınız

Sinema ve edebiyat dünyasının seçtiği en iyi 10 film

Edebiyat dergisi Notos’un, sinema ve edebiyat dünyasından 383 isme Türkiye sinemasının en iyi 40 filmini sorduğu araştırmasında, Yılmaz Güney’in ‘Yol’ filmi birinci oldu. Toplam 287 filmden, en yüksek oyu alan ilk 40 filmin belirlendiği soruşturmada, Yılmaz Güney’in yazıp Şerif Gören’in yönettiği ve 1982 Cannes Film Festival’inde Altın Palmiye kazanan ‘Yol’

okumak için tıklayınız

Sessiz Türkiye Aydınları’na Tarihsel Yanıt Yılmaz Güney – Ganime Gülmez

“Yaşamımız, ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel, sanatsal vb. ilişkilerimizin toplamıdır. Edindiğimiz görüşler ilişkilerimizde hiçbir değişiklik, köklü hiçbir etkilenme yapmıyorsa, uzun bir süreç içerisinde bile olsa rengimizi değiştirmiyorsa, yeni görüşlerimiz eski görüşlerimizin temelleri üzerinde biçimlenmiş ilişkilerimizi sarsmıyorsa, görüşler ve yeni bilgiler karşısında vestiyer rolü oynuyoruz demektir…” Yılmaz Güney

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney’in kızı Elif: Babam özsuyundan kopmuş ağaç gibiydi

Yılmaz Güney’in doğum günü olan 1 Nisan Çarşamba günü Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde ‘Türkiye Sinema Tarihi ve Yılmaz Güney’ başlıklı bir panel düzenlendi. Panelin katılımcıları arasında Zeki Demirkubuz, Agah Aydın ve Zafer Diper bulunuyordu. Sinemanın usta ismi Yılmaz Güney’in doğum günü vesilesiyle Türkiye’ye gelen kızı Elif Güney Pütün’le

okumak için tıklayınız

Kürt sineması: Yurtsuzluk, sınır ve ölüm

Bir Kürt sineması fikri şimdi, Yılmaz Güney, Bahman Ghobadi, Hiner Saleem, Kazım Öz, Hüseyin Karabey gibi isimlerin dâhil olduğu (ama onlarla da sınırlı kalmayan) başarılı yönetmenlerin kolektif çalışmalarına dayanır. Keza adını andığım Kürt sinema yönetmenlerinin hepsine başka ulusal sinemalar da sahip çıkabilir ve çıkmıştır; üstelik böyle bir iddia çok da

okumak için tıklayınız

Sinemanın Güney’i – Güney Özkılınç

Güney Özkılınç, sinemamızın “100. Yılı”nda Yılmaz Güney’i, Yeşilçam’ın önemli merkezlerinden olan Adana ve Çukurova’yı, çocukluk ve ilk gençlik yıllarıyla yazdı… Bu kitapta konunun uzmanlarının yanı sıra Yılmaz Güney ve sinemayı çeşitli yönleriyle yüreğinde yaşatan insanlarla karşılaşacaksınız. Bir Yılmaz Güney tutkunu Tahir Yüksel’le bir dönemin sinema emekçileri Bahri Kırmızıay, Sabri Şenevi,

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney kovboy mu?.. – Sunay Akın

İşin aslına bakarsanız, Hollyvvood filmlerindeki hızlı silah çekme sahnelerinin tamamıyla uydurma olduğu ortaya çıkar. Kovboyların bellerindeki silahlar son derece kullanışsız ve iş görmez durumdaydılar. O dönemin en gelişmiş silahı olan Colt 45 Deacemaker, en keskin gözlü nişancının elindeyken bile hedefi vuramıyordu. Tabancaların yetersiz oluşlarından dolayı birçok silahşor sırtlarından vurularak ya da almış oldukları basit yaraların

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney’in ilk kez yayımlanan İmralı Cezaevi günleri fotoğrafları

Türkiye sinemasının unutulmaz ustası Yılmaz Güney’in yaşamının büyük kısmı cezaevlerinde geçti. Güney’in bir süre yattığı İmralı Cezaevi günleri ise ilk kez gün ışığına çıktı. Yılmaz Güney’in İmralı’da çekilen fotoğrafları kitaplaştırıldı ve Everest Yayınları tarafından yayınlandı.

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney’in bilinmeyen yüzü kitap raflarında

Yılmaz Güney’in İmralı’daki tutsaklığını anlatan kitap, Everest yayınları tarafından yayımlandı. Yılmaz Güney’in İmralı tutsaklığı iki önemli tanığının bir araya gelmesiyle gün ışığına çıktı. Ölümüne değin Yılmaz Güney’in en yakınında bulunan isim olan Nihat Behram’ın yoğun çabaları sonucunda, ünlü sinemacının set dışında ilk kez fotoğraflarının çekilmesine izin verdiği Ahmet Boga’nın deklanşöründen

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney ve Cüneyt Arkın arasındaki fark: Halk Kimin Yanında? 30. Ölüm Yıldönümünde Yılmaz Güney?i anarken… – Zahit Atam

Yılmaz Güney 1974 yılında hapisten çıktığında ilk önce ailesini bir araya getirdi, Kıyıköy?e yerleştiler ve Arkadaş?ı çektiler, ama olup bitenler gösteriyordu ki Yılmaz Güney?in zihninde başka bir proje vardı, görüşmeleri konuşmaları araştırmaları Türkiye?yi sarsacak bir film hazırlığında olduğunu gösteriyordu. Güney?le görüşmek işi zorlaşmış, gelenler üstü aranarak ofisine girebiliyorlar, bir tedirginlik

okumak için tıklayınız

Aydınlar çoktan unuttu, hatta ona saldırdı da, BU HALK NİYE YILMAZ GÜNEY’İ UNUTMADI? – Zahit Atam

Aydınlar çoktan unuttu, hatta ona saldırdı da, BU HALK NİYE YILMAZ GÜNEY?İ UNUTMADI? Bu çok ilginç bir soru. Yıllar önce SİP üç afiş yapıştırdı, biri Deniz Gezmiş, diğeri Aziz Nesin ve elbette Yılmaz Güney. Nedense afişler yırtılıyordu, birileri afişlere dayanamıyordu. Ama Umut Sosyalizmde sloganı ve faytoncu Cabbar imgesi kalıcı oldu,

okumak için tıklayınız

YILMAZ GÜNEY: sahip çıkamadığımız büyük miras? – Zahit Atam

Sürü filminin senaryosunu okumak gerçekten büyük bir enerji ve sabır gerektiriyor. Çünkü Yılmaz Güney?in 1978 ve 1981 arasındaki üç senaryosunun özelliği çatışmanın ve çelişkinin dibine vurmasıdır. Her sekans, hatta her bir plan yeni bir çatışmaya, yeni bir ruhsal gerilime bizi tanıklığa çağırmaktadır. Her sekansın kendi içinde çatışmalı bir enerjisi var,

okumak için tıklayınız

Sürü 2 / Bir Yılmaz Güney filmini seyretmek ne demektir? – Zahit Atam (2.Bölüm)

Zahit Atam YILMAZ GÜNEY’in 30. Ölüm Yıldönümü için 20 gün sürecek bir yazı dizisi hazırladı. Sanatına ve mücadelesine saygıyla? Sürü – 2 Bir YILMAZ GÜNEY filmini seyretmek ne demektir? II. Sürü filminin senaryosunu okumak gerçekten büyük bir enerji ve sabır gerektiriyor. Çünkü Yılmaz Güney?in 1978 ve 1981 arasındaki üç senaryosunun

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney / Bir Çirkin Kral – Turhan Feyizoğlu

Elinizdeki kitap bugüne kadar Yılmaz Güney hakkında yayımlanmış en kapsamlı kitaptır. “Çirkin Kral”ı yalnız sanatçı kimliğiyle değil, devrimci, yurtsever, entelektüel ve mücadeleci yanıyla da görürüz. Yaşadığı dönemde, kendi direnme yöntemlerini geliştirip bu uğurda yasaklara ve baskıcı zihniyete karşı mücadele etmiş, bunun bedelini de yüreklice ödemiştir. “Hey gidi günler hey! Hepinize

okumak için tıklayınız

İnsan Yılmaz Güney ikinci basımı çıktı

Yazarlarımızdan M. Şehmus Güzel?in İnsan Yılmaz Güney isimli çalışması Kaynak Yayınları?nın « İz Bırakanlar » dizisinin dördüncü kitabı olarak okuyucuya sunuldu. İlk basımı Kaynak yayınları tarafından 1994?te yapılmış olan eserin yeni basımı değişik bir kapakla ve ikinci basım için özel bir sunuyla dikkat çekiyor. Birinci basımı uzun zamandır tükenmiş olan

okumak için tıklayınız

Halkın Sanatçısı ve Savaşçısına Yeni Bir Saldırı Daha – Metin Yoksu

Yılmaz Güney?in kızı Elif Güney Pütün, Ocak 2012?de Doğan Kitap?tan ?Bir Odadan Bir Odaya? adında bir kitap çıkardı. Kitap çıkaran kişi, Güney?in kızı olduğu için kitap hemen dikkat çekti. Özelikle de kitap türünün anı olması ayrı bir merak konusu oldu. Kitabın içeriği ve konusu hakkındaki görüşlerime gelmeden önce kitabın dili

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney’in Hikayeye Merak Sarması ve Yargılanışı – Hazırlayan: Zahit Atam

“11 yaşına kadar köyde kaldım. Üç sınıflı bir okulu tamamladıktan sonra Adana’ya geldim. Orada ilkokulu, ortayı ve liseyi bitirdim. Daha sonra İstanbul’da İktisat Fakültesine girdim. Köyde bir Yakup vardı. Şiir yazar, şiir okurdu. Beni etkilemişti. Hayranlık duyuyordum ona. Çok da hızlı koşuyordu. Oysa ben ne onun kadar hızlı koşabiliyordum, ne

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney’in Yazarlığına Bir Bakış – A.Ömer Türkeş

Nazım Hikmet’in, Melih Cevdet’in, Oktay Rifat’ın romanlarını gölgeleyen şair kimlikleriyse, Yılmaz Güney?in romanlarını unutturan, onu bir efsaneye dönüştüren sinema hayatıdır. Oysa sanat alanına hikayeleriyle başlamıştı Yılmaz Güney. “50’lerin başlarında ilk hikayesi Pazar Postası’nda yayımlandığında henüz bir lise öğrencisiydi. Dergiciliği sevmişti; hem yazdı hem kimi dergilerin Adana dağıtımını üstlendi hem de

okumak için tıklayınız

Cezaevi Arkadaşım Yılmaz Güney (Çirkin Kral’la Ulucanlar’da) – Avni Bektaş

Avni Bektaş, 1975-1976 arasında Ankara Ulucanlar cezaevinde tutuklu kalmış. Bektaş?ın bu dönemde yolu, Yumurtalık olayı nedeniyle cezaevinde bulunan Yılmaz Güney ?le kesişir. İşte yazar bu kitabında, Güney?le bu tarihlerde başlayan dostluğunu ve cezaevi hayatına dair anılarını anlatıyor. Bektaş cezaevine girdiği günden tahliye olduğu tarihe kadar yaşadığı olayları ve tanıdığı farklı

okumak için tıklayınız

Nihat Ziyalan: ? Yılmaz?ı Kanal Köprü?de Çimerken Tanımıştım? – Duran Aydın

1-) Nihat Ziyalan için hayat Adana?da, 1936?da başlıyor. O yılların Adana?sını, mahallenizi; bir ucu da edebiyata, sinemaya varan arkadaşlıklarınızı, dostluklarınızı anlatırsanız özlem yüklü bu yolculuğa bizler de katılacağız. Ara ara düşlerinizde ?gurbet ellerden? , Avustralya?dan, Sdney?den Adana?nın Hürriyet Mahallesi?ne hüzünlü ve gözlerinizi buğulandıran gezintiler yaptığınız oluyor mu?

okumak için tıklayınız

Benim Adanalı Yılmaz Güney?im – Duran Aydın

Adana göklerine düşen yıldız sayısı kaç ?yüzbinmilyar? taneydi, hangimiz bilecektik bakalım? Sanki o yıllarda geceler daha karanlık, yıldızlar ?zibil gibi? ve çok parlak; bu yüzden de hem çok yakın, hem çok, çook uzaktılar? Yıl 1970?e varmadan, ?gâvur sıcaklarında? yaz aylarının, geceleri yoksul evlerimizin serin damlarında gülüşerek bahse girerdik:-?Bu konuşan Cüneyit

okumak için tıklayınız

Doğumunun 75, Ölümünün 28. Yılında Adanadaşımız Yılmaz Güney – Duran Aydın

Dünyanın en eski köprülerinden biri olduğu bilinen Taşköprü, Adana?da, Seyhan Nehri üzerinde yüzlerce yıldır kenti gözetler. Bir eli doğu omzunda Yüregir?in, bir eli batı omzunda Seyhan?ın; ?sarı sıcak?tan kavrulan Adana?ya mavisinin serinliğini saçar. Taşköprü?nün doğusundan çekilmiş fotoğraflarında yamacındaki Tepebağ Mahallesi mutlaka yer alır. Nasıl almasın ki, kent içinde rakımı en

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney’in yayınlanmamış cezaevi mektupları

Sinemanın ‘Çirkin Kralı’ Yılmaz Güney’in cezaevinde yazdığı ve daha önce yayınlanmayan bazı mektupları, memleketi Adana’da Sinema Müzesi’nin açılış hazırlıkları sırasında ortaya çıktı. Adana Erkek Lisesi?nde birinci sınıfı birlikte okuduğu arkadaşı emekli coğrafya öğretmeni 75 yaşındaki Yavuz Pağda?ya cezaevindeyken yazdığı mektuplarda Yılmaz Güney, o döneme ait çeşitli güncel konulara değiniyor ve

okumak için tıklayınız

“Arkadaş” ile Arkadaş Kalabilenler ve Düşman Olanlar Üzerine – Zahit Atam

Yılmaz Güney ikinci uzun hapislikten çıktığında bir dizi film projesi ile çıkmıştı. Kulaklarında ise iki söz vardı: birincisi Elia Kazan?a aitti. ?Ben bu adam için endişeleniyorum?. İkinci söz ise sıkıyönetimin işkenceci generali Faik Türün?e aitti, daha önce söylenmişti: ?Sen büyük bir sanatçısın, halka mal olmuşsun. Devrimciler serserinin teki, ne işin

okumak için tıklayınız

Üçüncü Dünya Sineması ve Yılmaz Güney’in Direniş Destanı (2) Zahit Atam

Yazının ilk bölümü için TIKLAYINIZ Diyalektik Olarak Umut: Statükoya Muhalif Ama Onun Eteklerinde Filmin adı tümüyle diyalektiğin yansıması olarak, inanılmaz bir yoksulluk içinde çıkış kaynağı olarak giderek çöken insanın hem define bulmayı ümit etmesi, hem de bu insanların çıkışsızlığından gelecek güzel Türkiye?nin mücadele ile yeni bir düzende buluşmasının toplumsal koşullarını

okumak için tıklayınız

Üçüncü Dünya Sineması ve Yılmaz Güney’in Direniş Destanı (1) Zahit Atam

1966 yılında Akad?ın yönettiği ve Yılmaz Güney?in oynayıp yapım sürecini üstlendiği Hudutların Kanunu (Akad, 1966) ve Kızılırmak-Karakoyun (Akad, 1967) adlı filmlerle başlayan değişimi ve kendi elleriyle yarattığı Çirkin Kral?ın dönüşümü süreci 1970?te Umut?la büyük bir başarıyla sonuçlanmıştır. Artık ismi belirli bir estetik-siyasi-aydın tavrıyla anılmaya başlamıştır. Güney büyük oranda sezgileriyle bulduğu,

okumak için tıklayınız

Oğluma Hikayeler – Yılmaz Güney

“Oğluma Hikayeler yazmayı, daha 1972’lerde, Selimiye’de düşündüm. Devrimci öze sahip bir sanatçı, oğluna devrimci bir miras bırakmalıydı. Bu konuda, başarısız, yarım, güvensiz, çeşitli çalışmalar yaptım. Özü, biçimi ve sonuçtaki tatları bir türlü doyurmadı beni. Yazdıklarımı, düşündüğüm içerik ve biçimle uzlaştıramadım. İstiyordum ki, hikayelerimi okuyan insanlar etkilensinler, düşünsünler ve değişim doğrultusunda

okumak için tıklayınız

Hücrem – Yılmaz Güney

“Bu küçük yazı, Salpa hikayesinden önce yayınlanmak, okura cezaevi döneminde geçirdiğim değişim hakkında bir fikir vermek amacıyla yazılmıştı. Fakat “Hürriyet”te, “Selimiye” anılarını içeren bir yazı izlenimi uyandıracak biçimde duyuruldu kamuoyuna. Görüleceği üzere bu yazı, ne başlı başına bir anılar dizisidir, ne de tam anlamıyla toplumsal, siyasal görüşlerini kapsar. Hikaye de

okumak için tıklayınız

Sanat ve Düşüncenin Yasak Karşısındaki Tutumu Ne Olmalıdır? – Yılmaz Güney

Ön­ce dü­şün­ce­yi ele ala­lım. İn­sa­nın do­ğal ve top­lum­sal pra­ti­ği bey­ne yan­sır. Da­ha ön­ce yan­sı­mış ve pra­tik sü­reç içe­ri­sin­de al­gı­la­ma aşa­ma­sın­dan ge­çe­rek kav­ram­sal bil­gi ha­li­ne gel­miş bi­ri­kim­ler­le ya da hâ­lâ al­gı­sal bil­gi ha­lin­de bek­le­yen, bi­çim­len­me­si­ni he­nüz ta­mam­la­ma­mış bi­ri­kim­ler­le ça­tı­şa­rak ya da bir­le­şe­rek ye­ni bir sen­te­ze ula­şır. Bu sen­tez, şey­le­rin iç ve

okumak için tıklayınız

“Çiçek Gibi” Arif Keskiner – M. Şehmus Güzel

Yılmaz Güney üzerine yazdığım üç kitapta ( İnsan Yılmaz Güney, 1994. Özgür Yılmaz Güney, 1996. Yılmaz Güney Hazinesi, 2004) ona ve yaptıklarına ilişkin birçok kitabın dökümünü de sunuyorum. Bu kitaplar sadece Yılmaz Güney?i ve sinemasını anlatmakla yetinmiyor, o günlerin siyasi havasını, Güney?in devrimci yoldaşları ve bizzat gerçekleştirdikleri bağlamında aktarıyor. Kitaplarımı

okumak için tıklayınız

Sanık – Yılmaz Güney

Sanık (1975), Yılmaz Güney’in “Selimiye Üçlüsü”nü oluşturan kitaplarından biri. 12 Mart döneminde opera binası ve tersane yangını olayları nedeniyle “sabotaj davası” sanığı olarak tutuklanan Yaşar Yılmaz’ın öyküsü. Bireyin yaşadığı durumlardan yola çıkarak yansıtmaya çalışıyor… Sanık, insanın dayanma, direnme gücünü, değişebilme gücünü, değişebilme durumunu, ayrıca yazarın bilinçlenme sürecini yansıtması açısından, Yılmaz

okumak için tıklayınız

Boynu Bükük Öldüler – Yılmaz Güney

1971’de yayımlanıp 1972 yılı Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanan “Boynu Bükük Öldüler”, Yılmaz Güney romanları arasında kuşkusuz en başarılısıdır. Toplumsal sorunları, özellikle kırsal kesim insanlarının dramlarını anlatma eğiliminin roman yazımına egemen olduğu, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Orhan Kemal gibi yazarların ustalık ürünlerini verdikleri, sosyalist düşüncelerin edebi alana yayıldığı bu yıllarda

okumak için tıklayınız

Selimiye Mektupları – Yılmaz Güney

Sinema yönetmeni, oyuncusu, senarist ve öykü yazarı Yılmaz Güney’in Selimiye Mektupları, cezaevine girdiği 1972’den 1974?e kadar ki yazışmaları kapsamaktadır. Kitaptan Bölümler Ulaş Bardakçı 19 Şubat 1972’de öldürüldü. 17 Mart’ta ben yakalandım. Ulaş’ın ölümüyle yoğunlaşan baskılar,baskınlar,tutuklamalar, sonunda bana da ulaşacaktı; biliyordum. Yurtdışına çıkmayı hiç düşünmedim. “Kaçtı” desinler istemiyordum; yakalanmalıydım; gazeteler en

okumak için tıklayınız

Salpa – Yılmaz Güney ‘Arayışını inatla sürdüren bir delikanlı’

Yılmaz Güney’in ?Selimiye Üçlüsü? olarak adlandırılan “Sanık” ve “Hücrem” romanlarıyla birlikte “Salpa” da 1971-1973 tarihleri arasında yazılıp 1975’te art arda yayımlanmıştır. Yılmaz Güney’in deyişiyle; Salpa’nın kahramanı Mehmet Salpa, hayatın daraldığını hissedip taşradan İstanbul’a kaçan, umduğunu bulamayan, yoksulluğunu anlamlandıramayan; ama arayışını inatla sürdüren bir delikanlı.” Feridun Andaç, ?Salpa? için şu değerlendirmeyi

okumak için tıklayınız

“Yayla Çiçeği Kokuşlu Erdem’ime” – M. Şehmus Güzel

Bin çeşit renkle nakış işlemek / Yiğitliğin alıyla kederin karasıyla / acının sarısıyla, umudun mavisiyle /  şarkı söylemek….” İşte böyle: Şarkı söylemek “gönül haykırması” madem ki. Annesi Çerkes, anneannesi Çerkes ve maalesef tutucu; Tülay önce ana-babasına, aileye baş kaldıracak. Sonra bütün verili düzene, kurallar silsilesine. Annesiyle hesaplaşması ilginç. “O’nun hayalleri

okumak için tıklayınız

Güney’in Tasarıları – Prof Dr. M. Şehmus Güzel

Yılmaz Güney, 47 yaşında, çok genç ayrıldı aramızdan. Kısa hayatına çok şeyi sığdırmayı bildi. Ama gerçekleştirmek istediği birçok tasarısı ise onsuz öksüz kaldılar. Bu tasarılarından birkaçını burada anımsamaya ne dersiniz? Güney, sinemacı bakışını, kalemini ve kamerasını dünyanın kanayan ve mücadele verilen coğrafyalarına, Afrika’ya, Ortadoğu?ya, Latin Amerika’ya taşımak, nicedir aklında oluşturduğu

okumak için tıklayınız

Yılmaz Güney, Prof. Dr. M. Şehmus Güzel

Yılmaz Güney 1 Nisan 1937?de Adana?nın Yenice köyünde dünyaya merhaba dedi. 9 Eylül 1984?te Paris?te aramızdan ayrıldı. 47 yılının 12?den fazlasını hapishanede geçirdi. Türkiye?nin haritasını hapishanelerde çizdi. Bütün hapishanelerde arkadaşı vardır Yılmaz?ın. Tutuklu, mahkum ve gardiyanlar arasında. Nöbet tutan askerler arasında. Yılmaz’ın dramı, özgürlüğüne kavuştuktan sonra, yeterince zamana sahip olamamasıdır.

okumak için tıklayınız