Etiket: Türkiye

Nurullah Ataç’ın eleştiri anlayışı ve uygulayışı üzerine, Asım Bezirci

Nurullah Ataç, tüm varlığını edebiyata adamış bir yazar. Büyük bir dil ustası, çevirmen. 80’i aşkın dergiye dağılmış, 4 bini aşkın yazıya imza atmış üretken bir denemeci. Bedri Rahmi, Ataç’la ilgili bir çalışma yapılmamasına içerleyerek şöyle demişti: “Hepimiz onu seviyor, sayıyor, arıyoruz. Fakat niçin içimizden birisi kolları sıvayıp onun gazete ve

okumak için tıklayınız

Koçyiğit Köroğlu, Ahmet Kutsi Tecer “ezilen halkın bir derebeyine, yani feodal düzene karşı koyuşu.”

Ahmet Kutsi Tecer’in “Koçyiğit Köroğlu” adlı eseri, 1 Ekim 1941 -1 Mart 1942 tarihleri arasında Ülkü Mecmuasında tefrika edilmiş ve ilk defa 1949 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmiştir. Konusunu Köroğlu hikâyesinden aldığı Koçyiğit Köroğlu adlı eserinde Tecer, bu halk kahramanının etrafında oluşan motifleri bir mekâna bağlı kalmaksızın, üslubundaki zindelik, anlatımındaki ustalık ile

okumak için tıklayınız

Mai ve Siyah, Halit Ziya Uşaklıgil “En çok beğendiğim romanım”

Halit Ziya Uşaklıgil 1897 yılında yazdığı Mai ve Siyah adlı romanın adı simgeseldir. Mai, romanın kahramanı, Ahmet Cemil’in umutlarını ve düşlerini, siyah, bu umutlarının ve fantezilerinin kırılışını simgeler. Roman; mavi ve siyah arasında bocalayan, ikilem içinde kalan, mücadele eden ve bu mücadeleden yenik çıkan Ahmet Cemil’in yaşamından bir bölümü anlatır.

okumak için tıklayınız

Şiirlerle Ezop Masalları – Kemal Özer

Ezop, Milattan Önce 7. ve 6. yüzyıllarda yaşamış ünlü bir Yunanlı masalcı. Özgürlüğünü elde eden bir köle olduğu, doğu ülkelerine birçok yolculuk yaptığı dışında, onunla ilgili çok az şey biliniyor bugün. Ama anlattığı masallar yüzyıllardır aktarıla aktarıla günümüze dek ulaşmış bulunuyor. Ezop (Yunanca: Aisopos), İ.Ö. VI. yy’da yaşadığı varsayılan eski

okumak için tıklayınız

Güneş Harfleri, Osman Şahin “Sizce harfler ilk kez ortaya çıktıklarında ne renkti?”

Sizce harfler ilk kez ortaya çıktıklarında ne renkti? Hep böyle ak kağıtlara kara renklerle mi yazıldılar? Yoksa, karanlıkta gün ışığı gibi apaydınlık parıldayan renkler mi taşıyorlardı? Harf sayısı belirli olduğu halde, yeryüzünde nasıl bu kadar değişik dil ve alfabe vardır? Hepsi de oldukça meraklı sorular, değil mi? Belki de bu

okumak için tıklayınız

Klasik Akım, Antoloji – Erdoğan Alkan

16. yüzyıl Avrupa’da Rönesans’ın, Reform’un, Din Savaşları’nın yüzyılıdır. Bu devingen ve hızlı yaşam Avrupa yazının ortaçağdan koparıp antikçağa götürür. İlk kez İtalyanlar ulusal bir yazın kurmak amacıyla antik dönemin ürünlerine yöneldiler. Bu olay başta Fransa olmak üzere tüm Avrupa ülkelerini etkiledi. Ronsard, Du Bellay ve diğer Pleiade Şairleri antik Roma

okumak için tıklayınız

Geçmişle Hesaplaşma: Unutma Kültüründen Hatırlama Kültürüne, Mithat Sancar

“Her insanın ve her toplumun bir geçmişi vardır; bunun yanında bir de geçmişle bir ilişkisi. Bireyler ve toplumlar ya geçmişlerini hesaba katarak onunla ilişkilerini karşılıklı etkileşim içinde kendileri biçimlendirirler ya da geçmiş kendisi harekete geçer, takip eder, bugünü işgal etmeye çalışır. Geçmişi görmezden gelme tutumunda diretildikçe, geçmişin bugün üzerindeki etkisi

okumak için tıklayınız

Türkiye’de Çocukluğun Tarihi: Çocukluğun Sosyo-Kültürel Tarihine Giriş, Bekir Onur

Zeynep Berik’in yorumuyla; Türkiye’de Çocukluğun Tarihi, bizlere sadece çocukluğun değil, dört yüz yıl öncesinden bugüne kadar Türkiye’nin sosyal ve siyasal tarihinin farklı yüzlerini de anlatan bir araştırma ve anı kitabı. Kitap, çocuk psikolojisini, çocukluğun sosyal ve kültürel açılımlarını araştıran en önemli isimlerden biri olan Bekir Onur’a ait. Avrupa tarihi ve

okumak için tıklayınız

Kalemle değil, yürekle yazılan roman; “Esir Şehrin İnsanları”, Kemal Tahir

Kemal Tahir’in işgal edilen İstanbul’u bir mekan olarak aldığı Anadolu halkının ve aydınlarının durumunu anlattığı, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e geçişin incelendiği şehir romanları dizisinin ilk kitabı “Esir Şehrin İnsanları” 1956’da yayınlandı. Fethi Naci’nin onun en başarılı romanlarından saydığı “Esir Şehrin İnsanları”nda İmparatorluk ordularının yenilgiyi kabullenip silahlarını teslim ettikleri bir dönemde aydınların

okumak için tıklayınız

Hazır mısın Everest ? Türkiye Everest Takımı

27 Mart-9 Haziran 2006 tarihleri arasında gerçekleştirilen Everest Türkiye tırmanışı, ülkemiz dağcılığı adına bir çok ilki gerçekleştirdi. Ülke adı taşıyan ilk tırmanış on tırmanıcının onunu da zirveye taşıyarak büyük başarıyla tamamlandı. Bu tırmanış aynı zamanda Everest’e ilk Türkiye takım tırmanışı ve ilk kadın tırmanışını da içeriyor. Ama belki de bunlardan

okumak için tıklayınız

Mustafa Balel ‘in Hayatı

Mustafa Balel’in eserlerinde, erkek egemen olarak bilinmesine karşın toplumda el altından uzlaşmalı bir şekilde sürdürülmekte olan anaerkil bir yapının varlığını su yüzüne çıkardığı görülür. Anlatımının sıcaklığı ve insan ruhunun derinliğine inmedeki inceliğiyle dikkatleri çeken, toplum-birey ilişkisi içinde toplumsal konuları işlediği hikâye ve romanlarında belli bir hüzün hakimdir. Hikâye, roman yazarı

okumak için tıklayınız

Güneşi bile tamir eden adam, Behiç Ak

Behiç Ak, yeni öykü kitabında çocukları tüketim çılgınlığı üzerine düşündürüyor! “Bugünün dünyası yenilenmek üzerine kurulu. Hiçbir şeyin eskimesine izin verilmiyor. Bunun getirdiği büyük bir gerginlik var, çocuklarda da var bu.” Günümüzün bazen çılgınlığa varan bazen de sahip olduklarımızın değerini tümüyle unutturan aşırı tüketim eğilimlerini kendine özgü mizahi üslubuyla anlatan çocuk

okumak için tıklayınız

Türkiye’nin Yüzyılına Romanın Tanıklığı, Tevfik Çavdar

*”Tevfik Çavdar, yıllardır okuyup seçtiği, notlar çıkarıp satır altlarını çizdiği romanları, ülkemizin son yüz yıllık dönemine tanıklıkları bakımından bir araya getirmiş ve eğer herhangi bir ülkede, roman denebilecek metinler yazılıyorsa, hiç değilse bunların bir bölümünün, burada kullanılan sözcükle, bir tarihe “tanıklık” yapmış olmamaları imkânsızdır. Bir kişinin hayatı boyunca ancak altı

okumak için tıklayınız

Arabalar Beş Kuruşa, Sabahattin Ali

“Akşam, caddelerin kalabalık zamanında, köşe başına bir kadınla bir çocuk gelirdi. Siyah bir çarşafa bürünen kadın elleriyle çarşafını yüzüne kapatır, yalnız iki siyah göz, sokağın yarı aydınlığında, parıltısız, önüne bakardı. Çocuk yanında ayakta dururken o çömelir, küçük bir çuvaldan birtakım oyuncaklar çıkarırdı: Bunlar bir değneğin ucuna takılmış bir çift tahta

okumak için tıklayınız

Laz Halk Masalları

Lazca konusunda birçok akademik çalışma yürütülmüştür. Bunlardan biri ünlü dilbilimci Arnoldd Çikobava’nın “Çharuni Thekstebi / Xopuri Khilokhavi” (Tiflis, 1929) adını taşıyan kitabıdır. Fransız dilbilimci Georges Dumezil 1930’ların ilk aylarında İstanbul’da Arhavili Lazlardan masallar derlemiş, bunlar 1967 senesinde Paris’te yayımlanmıştır. En kapsamlı Lazca masal derlemesi Megrel dilbilimci Guram Kharthozia tarafından yapılmıştır.

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali ‘nin Hayatı

Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907’de Gümülcine’de doğdu. Eğitim hayatı 7 yaşında, Füyûzâtı Osmâniye Mektebi’nde başladı. Zabit olan babası Ali Selahattin Bey’in tayininin Çanakkale’ye çıkmasıyla birlikte ailecek taşındılar. Eğitimine Edremit İptidaî Mektebi’nde devam etti. Okulu bitirip İstanbul’a dayısının yanına dönen Sabahattin Ali bir yıl dayısıyla yaşadıktan sonra 1922-1923 ders yılında Balıkesir

okumak için tıklayınız

İnsanın “Ayak İzleri”, Adnan Özyalçıner

“İnsanlarımızın istediği, düşünce ve kol gücünü kullanarak kendi emeğiyle yarattığı uygarlığı, yaşamın, doğanın sunduğu değerleri eşitçe bölüşebilmek. Acılarına ortak olduğu tüm insanlarla güzellikleri, mutlulukları, iyilikleri, sevgileri de paylaşmak.” Yazarımız bu kitabında gezi izlenimlerinden yola çıkıyor. Tunceli’nin, Diyarbakır’ın, Zonguldak’ın dağlarının, nehirlerinin, yollarının güzellikleriyle bu kentlerin insanlarının, bu kentleri görmek isteyenlerin yaşadıklarını

okumak için tıklayınız

Ölümü Kapıda Bekletmek “Gönül Gözüyle 3” Afşar Timuçin

Ölümü geciktirmek de genel olarak insanların bir türlü vazgeçemediği bir tutumdur. Ölümcül hastayı, ölümün eşiğine gelmiş kişiyi acılar içinde biraz daha kıvrandırmak bencilliğimizin yani zayıflığımızın bir sonucudur. Özellikle yaşını başını almış ve gitme zamanı gelmiş insanlar için ölümü yalnızca doğanın kaçınılmaz bir buyruğu olarak görmek ve bunu zorla ileriye atarak

okumak için tıklayınız

Avrupa’da ve Türkiye’de Sağlık Politikaları: Reformlar, Sorunlar, Tartışmalar.

*Bir bütün olarak bu kitap, yalnızca sağlık alanındakilere değil, günümüzde Avrupa’da ve Türkiye’de sağlık politikaları konusunda gerçekten ne olup bittiğini öğrenmek isteyen herkese kapı açıyor. Kitap, 17-18 Haziran 2005 tarihlerinde Türkiye’den ve yurtdışından çeşitli uzmanların katılımıyla Boğaziçi Üniversitesinde düzenlenen çalıştayda sunulan tebliğler ve Sosyal Politika Forumu tarafından daha önce gerçekleştirilen

okumak için tıklayınız

Aşk Bize Küstü – Yılmaz Odabaşı

“Süren insan kalitesi yozlaşmasında kir, karmaşa ve hız artık yaşadığımız. Her türden aşkın da bir tükenme durağına sevk edildiği şu atmosferde, sistemin moleküllere bölüp iğdiş ettiği duyarlılıklarımızla yeniden yüzleşmenin bir penceresi de olacaktır şiir; belleksizleşmemek, yabancılaşmamak için” Bu kitabım da, süren karmaşaya, her türden örselenmeye, küskünlüğe kendimce bir misillemedir.” Yılmaz

okumak için tıklayınız

Geç Bir Sonbahardı – Fırat Ceweri

(*)“Fırat Cewerî’nin ilk romanı olan “Geç Bir Sonbahardı” da yirmi sekiz yıl sonra, elli yaşında, yurduna dönüş hazırlıkları yapan, sürgün ve aidiyetini yitirmiş bir karakteri öne çıkarır. Bu da Ferda’dır. Ferda, katilin, olay mahalline dönüşü gibi, sürgün de doğup büyüdüğü zamanlara dönüş yapmak ister. Ya döner ve kırıklıklarla karşılaşırlar ya da

okumak için tıklayınız

Kuyucaklı Yusuf – Sabahattin Ali

Sabahattin Ali’nin “Kuyucaklı Yusuf” romanı, yayınlandığı tarih olan 1937’den bu yana güncelliğini hiç kaybetmemiş ve edebiyat tarihimizde bir kilometre taşı olmuştur. “Kuyucaklı Yusuf”un önemi yalnızca başarılı bir roman olmasından ileri gelmez, öncü bir yapıt olması da ona tarihsel açıdan bir önem kazandırır; çünkü bu yapıt daha önceki Türk romanından iki

okumak için tıklayınız

Sait Faik Abasıyanık’ ın Hayatı

“Yazı yazmam için bana çiçek, kuş özgürlüğü değil, içimdeki aşkın, deliliğin, oturmaz düşüncenin özgürlüğü lazım. Küçücük özgürlükler değil, alabildiğine yüz verilmiş bir çocuk özgürlüğü istiyordum.” (*)“Hırçınlığı vardı son zamanlarda. Birçok kişilere kızıyor, onlarla karşılaşmak, konuşmak istemiyordu. Gece yarısına doğru Beyoğlu’nda ayrıldık, o Osmanbey’e evine gitti, ben Kadıköy’e geçtim. Ertesi gün

okumak için tıklayınız

Orhan Kemal’in Don Kişot’u, Murtaza

Orhan Kemal, ölümsüz karakteri Murtaza ile edebiyatımıza asla silinemeyecek biçimde damgasını vurmuştur. İnsanın en çapraşık durumlarından birini kara mizahla yüklü bir dille anlatır. Otorite ile doğru kavramı arasında sıkışıp kalan, doğruculuğundan ödün vermemek için daha çözümsüz durumlara düşen, bu arada gittikçe insanı anlamaktan uzaklaşıp, salt ilkelerini savunan bireyin başına gelenlerin

okumak için tıklayınız

Babamın Bıyıkları Yoktu, Tekin Gönenç

“…duyarsın derinlerde bir yerlerde, insanın insana bölünmesidir yalnızlık…” Tekin Gönenç 2008 yılında yayımlanan “Babamın Bıyıkları Yoktu” adlı öykü kitabı ile şiirle içi içe geçen bir yaşamdan süzülen kesitleri okurlara sunuyor. “…geçen yıl bir trafik kazasında kaybetmiş babasını. Annesi hem baba hem anne olmuş dört kardeşe. Kaş?ta zengin yazlıkçıların evlerinde çalışırmış

okumak için tıklayınız

“IŞİD’in Türkiye yapılanması diğerlerinden ‘farklı’ gibi, acaba neden? “

Türkiye’nin ‘IŞİD’i Ankara faciasının ardındaki sır perdesi, değil çözülmek, aralanmadı bile. Doğrusu aralanmasını da beklemiyorum, zira, bu fazlasıyla karanlık bir olay, olaya ilişkin haber yapmak yasak, dahası en temel bazı sorular üzerinde yeterince durulmuyor.

okumak için tıklayınız

Rusya’nın Ortadoğu’ya inmesinin 10 sebebi – Akdoğan Özkan

Suriye’de 2011 yılından bu yana aslında ne oldu? –3 Ortadoğu’da bugün olup bitenler, o hay huy içinde bize dünyanın yeni ekonomik merkezinin Avrasya olarak şekillenmekte olduğu gerçeğini unutturabilir. O yüzden önce şunları hatırlayalım: Çin’in özellikle odaklandığı yüksek hızlı kıtasal demiryolu şebekesi (yeni Demir İpek Yolu) yakın bir tarihte Asya ve

okumak için tıklayınız

Suriye’de 2011 yılından bu yana aslında ne oldu? 2 – Akdoğan Özkan

[Suriye’de 2011’den bu yana aslında ne oldu, yarın ne olacak ?-1] Bundan 35 yıl önce yaklaşık bu tarihlerde, geçtiğimiz yüzyılın en uzun ve en kanlı savaşlarından biri patlak verdi: 1980-1988 arasında yaşanan İran- Irak savaşı. Bir diğer deyişle, Rusya’nın desteğini almış Şii İran ile ABD (ve müttefiklerinin) desteğini almış Sünni

okumak için tıklayınız

Şiir Sanatı, Erdoğan Alkan

“Şairler gökten zembile inmez. Şiir şairin üretimidir. Şair bir toplum içinde yaşar; dolayısıyla onu, içinde yaşadığı toplumun değer yargıları, sosyal konumu ve bunun sonucu olan şiir akımları yönlendirir. Şairlerin şiir üstüne görüşlerini toplayıp değerlendirirken çağlarının şiir akımlarını, şiir okullarını da tanıtmak gerekir. Fransa’da 1789 Devrimiyle birlikte soyluların yaşamını dile getiren

okumak için tıklayınız

Kemal Tahir’in Hayatı

“İki çeşit insanla konuşmağa doyulmaz. Ya hakikaten basit, yahut da, hakikaten alim olmalı.” 15 Nisan 1910’da İstanbul’da doğdu. 21 Nisan 1973’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Kemal Tahir Demir. Deniz yüzbaşı olan babası, Sultan II. Abdulhamid’in yaverlerinden. Babasının görevleri nedeniyle ilk eğitimini Türkiye’nin çeşitli yerlerinde tamamladı. 1923’te İstanbul Kasımpaşa’daki Cezayirli

okumak için tıklayınız

Suriye’de 2011’den bu yana aslında ne oldu, yarın ne olacak ?- I

Rus uçaklarının Idlib’in güneyindeki isyancıları bombalamaya başlamasıyla birlikte Suriye’deki iç savaşta yeni bir evreye girildi. Ancak hangi evreye girmiş olduk, onu anlayabilmek için öncelikle bu savaşın Türk basınında pek aktarılmayan, dile getirilmeyen iktisadi arka planına ışık tutmaya ihtiyaç var. 2008 yılında ABD’nin önde gelen stratejik düşünce ve araştırma kuruluşlarından RAND

okumak için tıklayınız

Zekânın ölçülmesinin doğal olduğu yerde aptallık oranı da ölçülmeli

“… Çocukluğumdan beri, insanları ağlatacak yazılar yazmak isterdim. Bu istekle yazdığım bir hikâyeyi, bir dergiye götürmüştüm. Hikâyemi okuyan derginin başredaktörü, çok anlayışsız bir adam olduğu için, hikâyemi okurken hüngür hüngür ağlaması gerektiği halde kahkahalarla güldü; sonra kahkahadan yaşaran gözlerini silerek, ‘Aferin. Çok güzel. Bunun gibi daha başka hikâyeler de yaz

okumak için tıklayınız

Türkiye 2040’ta kuraklık çekecek!

Dünya Kaynakları Enstitüsü (World Resources Institute) 2040 yılında en çok su sıkıntısı yaşayacak ülkelerin listesini açıkladı. 33 ülkenin yer aldığı listede Türkiye de yer alıyor. Enstitünün yaptığı çalışmaya göre en çok su sıkıntısı yaşayacak olan bölge Ortadoğu olacak. Gerekli önlemlerin alınmaması durumunda ülkeler arası çatışmanın çıkacağı uyarısında bulunan enstitü, suyun

okumak için tıklayınız

İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali ‘Aydın geçinenlerin karanlığına, insanın içindeki şeytana keskin bir bakış’

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali’nin 1940 yılında yazdığı bir romandır. Bir sevda masalından yola çıkarak ırkçıların hayat tarzlarını ve duruşlarını eleştiriyi içeren “İçimizdeki Şeytan” romanın yayınlandığı zaman, ülkemizde, Nazizmin etkisiyle, ırkçılığın yükselişte olduğu yıllardır. Roman büyük yankı uyandırdı.

okumak için tıklayınız

Türkiye’de erkeklik ve iktidar – Cenk Özbay

Michael Kimmel, Erkekleri Yanlış Çerçevelemek (1) başlıklı kitabında, “Biz, Amerika’da erkeklik hakkında nasıl konuşacağımızı bilmiyoruz,” der. Türkiye’de bizim de halimizin pek farklı olmadığını, yıllardır akademi içinde ve dışında erkeklik(ler) meselesini tartışagelmiş bağlamlardan, örneğin ABD’den, pek de daha iyi durumda olmadığımızı söylemek mümkün.

okumak için tıklayınız