Etiket: Türkiye

Yılmaz Güney Hazinesi, M. Şehmus Güzel

“Hazine sözcüğü, ilkin define avcılarının ilgisini çekebilir. Böyle düşünenlerin “Çirkin Kral” Yılmaz Güney’ in tepkisine maruz kalacağını kestirmemek zor olmazsa gerek. Yılmaz Güney, yaşamını insanlık mücadelesinde; kalemi, sanatı ve militanlığıyla, insanlığa ait, insanlığın geleceği için ne kadar güzellik varsa, uzanıp ilmek ilmek işledi ve insanlığa sundu. Yılmaz Güney’ in hazinesinde

okumak için tıklayınız

Gurbette Bile Bir Gökyüzü Varmış, M. Şehmus Güzel

“Paris’i ‘ışıklandıranlar’ sadece Parisliler değildir. Sadece Fransızlar değildir. Birçok yabancı, göçmen, gönüllü veya gönülsüz sürgünün de bu işte/bu eylemde payı vardır. İnkar edilemez bir boyutta hem de. Paris gurbette yaşamanın türkçesidir. Bu kent ister başkent olsun, ister isyanların doğduğu ve hedefine asla ulaşamadan tarihe karıştığı isyankent olsun. Hiç fark etmez.

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’le 3.5 Yıl, Orhan Kemal

Edebiyatımızda her zaman eksikliği hissedilen türlerden biridir anı kitapları. Bu kitap ise bu büyük eksiği gideren çalışmaların başında geliyor. Romancılığımızın en önemli isimlerinden biri olan Orhan Kemal, şiirimizin en önemli isimlerinden biri olan Nâzım Hikmet’i anlatıyor. İki dev yazarın hapishane günlerini dile getiren bu çalışma, dünya edebiyatı için bile az

okumak için tıklayınız

İnce Memed 4 – Yaşar Kemal

*”Otuz iki yıl gibi büyük bir zaman dilimi içinde yayımlanan dört cilt İnce Memed’de Yaşar Kemal hep aynı üslubu, hep aynı roman tekniğini kullanır. Bu yıllarda yazdığı öbür romanlarda anlatı biçimi değişir, İnce Memed’lerde hep aynı kalır: Hep o çocuksu, hep o masalsı anlatım; anlatıcı ile anlatılanlar hep aynı dünyanın

okumak için tıklayınız

Kemal Tahir’e Mapusane’den Mektuplar, Nazım Hikmet Ran

‘Kemal Tahir’e Mapusaneden Mektuplar’ı adlı kitap, Nazım Hikmet’in, Kemal Tahir’e mahpushaneden yazdığı mektuplardan oluşuyor. Bu mektuplar, bir gün yayımlanabilir kaygısından ve özentiden uzak, içten geldiği gibi yazılmış metinler.  Bu mektupların asıl önemi, Nâzım’ın, sanat ve edebiyat anlayışını; yaşadığı çağın sorunlarıyla ilgili düşüncelerini, yaşamının bir bülümünü yansıtmasından kaynaklanıyor. Dahası, bu mektuplar, işlemediği

okumak için tıklayınız

Pir Sultan’a Selam, Sabahattin Eyüpoğlu

Anadolu halkının bağrında açılmış bir kızıl güldür Pir Sultan. Kişiliği, özü, sözü halkla öyle içten içe kaynaşmış ki, nerede kendisinin, nerede halkın dile geldiğini kestiremezsiniz. Halk öldürülen sevgilisini kendi soluğuyla diriltmiş, diline diller, sazına sazlar katmış yaşatmış, ölüsüne dirisinden daha güçlü, daha etkili bir varlık kazandırmış, sönmüş bir canı bin

okumak için tıklayınız

Benim Nasrettin Hocam, Hazırlayan: Sennur Sezer

“Evrensel Basım Yayın?dan Sennur Sezer?in editörlüğünde çıkan ?Benim Nasrettin Hocam? adlı kitapta, 12 yazar ve bir çizer Hoca?yı bugüne taşıyor. Evrensel Basım Yayın?ın geçtiğimiz günlerde yayımladığı ?Benim Nasrettin Hocam? kitabında, aralarında Adnan Özyalçıner, Feyza Hepçilingirler, Tahsin Yücel, Tarık Dursun K., Orhan Duru ve Muzaffer İzgü?nün de bulunduğu 12 yazar, bu

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet için, Louis Aragon

Nazım Hikmet’in 3 Haziran 1963 yılında ölümü üzerine Fransız şair Louis Aragon üç gün sonra şu satırları kaleme alır… “Hayır , yazamam, şimdi olmaz, rica ederim. Bırakın benim için bütünüyle ölsün, yoksa, daha önce, altmış yaşındaki bu delikanlı, bu sarışın boğa, ne hapisanenin, ne hastalığın, ne yaşın etkileyebildiği bu insan

okumak için tıklayınız

Şair Duyarlılığı, Afşar Timuçin

Hiçbir sanat yoktur ki sanatçı için özel bir duyarlılık, özel bir seziş, özel bir bakış biçimi gerektirmesin. Bunun bir başka anlamı şiir yazabilmek için şair olmanın, resim yapabilmek için ressam olmanın, tiyatro yapabilmek için tiyatrocu olmanın bir zorunluluk olduğudur, insanlar genelde sanatçıyı sanat yapmakta üst yetenekleri gelişmiş olan insan diye

okumak için tıklayınız

Uzun Şiir – Kısa Şiir, Melih Cevdet Anday

Geçende bir ozan arkadaşım, yeni yazdığı dört beş dizelik güzel bir şiirini okudu bana; o şiir üzerine konuşurken, uzun şiir-kısa şiir konusuna değindik. Şunu merak ediyordum ben : Arkadaşımın, o dört beş dize ile verdiği, vermek istediğinin tümü müydü? Başka bir değişle, onu bu dört beş dizeyi yazmaya iten düşünce

okumak için tıklayınız

Şiirin Vazgeçilmez Üç Dönemi, Melih Cevdet Anday

Abdulhak Hamid, “En iyi şiirlerim yazmadıklarımdır,” demiş ya, dogrusu “yazamadıklarım olmalı; öylesine derin ve güçlü duygular, heyecanlar yaşamış ki, salt bu yüzden onları bir türlü şiire getirememiş… Hamid’ in, şiiri bir türlü gereğince anlamadığı bundan da belli. Şiirin en iyisi, en güçlü, en yüce duyguları, heyecanları anlatanı değildir ki… Daha

okumak için tıklayınız

Fazıl Hüsnü Dağlarca üzerine, Vedat Günyol

Dağlarca, Cumhuriyet döneminin, özellikle ikinci kuşak şairlerinin en özgünü, nicelik ve nitelik bakımından en verimlisidir. Gerek dili, sözcükleri, gerek temaları, şiir kalıpları ile kendinden önceki şairlere benzemediği gibi, çağdaşlarına da benzemez. Onun kadar hiçbir şairimiz, hiçbir sanatçımız, gerek yerlebir gerçeğe; gerek insan denen bilinmezin çekirdeği çocuk’tan başlayarak Tanrıya; Tanrı’yı da,

okumak için tıklayınız

Şiirin Anlamı, Melih Cevdet Anday

Ataç, şiir üstüne yazar ya da konuşurken, sık sık, “yapı” sözcüğünü kullanırdı; sözgelişi, “Ozan, sözcüklerle bir yapı kurar,” derdi. Burada “yapı” sözcüğü ile anlatılmak istenen, ilk bakışta ve hele şiir sorunlarına yabancı olanlarca sanılacağı gibi, şiiri eskilerin deyişiyle bir “abide” saymak, böylece de onu göklere yükselen ölümsüz bir kalıt olarak

okumak için tıklayınız

Anlamın Anlamı, Melih Cevdet Anday

(…) Ahmet Haşim’ i, “Bir şiirin anlamı başka bir anlam olmaya elverişli oldukça her okuyan ona kendi hayatının da anlamını verir ve böylelikle şiir herkesin istediği yolda anlayacağı ve bundan ötürü de sonsuz duyarlıkları içine alabilecek bir genişliği olandır,” sözlerinin arkasından Valery’ nin şu sözlerini getiriyor: “Şiirlerime ne anlam verilirse

okumak için tıklayınız

Ahmet Ümit’in Hayatı

Gaziantep’te 1960 yılında dünyaya gelen yazar Ahmet Ümit, ilk ve orta öğrenimini bu kentte tamamladı. 1983 yılında Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdi. İlk öyküsünü de bu yılda yazmıştır. 1985-1986 yılları arasında Moskova Sosyal Bilimler Akademisi’nde eğitim gördü. Ahmet Ümit, yazın yaşamına öyküyle başladıysa da ilk yapıtı 1989 yılında yayımlanan

okumak için tıklayınız

Bu Cennet Bu Cehennem, Zeynep Oral

Bu Cennet Bu Cehennem gazeteci yazar Zeynep Oral’ın yurt gezileri sırasında derlediği birtakım izlenimlerden oluşan kitap. Başka bir deyişle, bu kitap bir Türkiye şarkısı! Yalın içten, yapmacıksız bir yurt ve insan sevgisinin kağıda dökülmüş hali. Doğu Karadeniz şehirlerinden Diyarbakır’a, Urfa’ya, Adıyaman’a, Hakkari’ye kadar uzanan çizgide, memleket kurtarıcılına kalkışmıyor. O yalnızca,

okumak için tıklayınız

İnsan Ruhunun Haritası, Ahmet Ümit “Edebiyat, insan ruhunda yapılan bir yolculuktur.”

Ahmet Ümit, İnsan Ruhunun Haritası adlı kitabında ‘Sırrı ve sınırları hiçbir zaman tam açıklanamayacak olan insan ruhunu tanımlama’ya çalışıyor ve soruyor: “İnsan ruhunun kıraç düzlüklerini, başı bulutlu dağlarını, korkutucu uçurumlarını, fırtınalı vadilerini, güneşli denizlerini, karanlık göllerini, verimli ovalarını gösteren bir harita çizilebilir mi?” ?İnsan ruhu mükemmel değil. Hiçbirimizin ruhu salt

okumak için tıklayınız

Soyut Somut – Edip Cansever

Şiirin soyutluğu somutluğu sorunu çok tartışıldı. Gene de belli bir sonuca varılamadı. Kapalı şiir için soyut, “anlamsız şiir” için soyut, toplumcu olmayan şiir için soyut, hatta yeni şiirlerin tümü için soyut denildi. Gerçi soyut şiirle, somut şiir arasındaki ayrım kesin olarak belirlenmiş değil. Değil ama işe bu yönden bakanlar da

okumak için tıklayınız

Tek Sesli Şiirden Çok Sesli Şiire, Edip Cansever

Mısra işlevini yitirdi; şiiri şiir yapan bir birim olarak yürürlükten kalktı. Eski rahatlığını, o sessiz, kıpırtısız düzenindeki rahatlığını boşuna arıyor şimdi. Öfkelerin, bunlukların, başkaldırmaların dışında kendini yineliyor daha çok. Ne denli güçlü olursa görünürse görünsün, duygularımızı, gerilimlerimizi, düşünce coşkularımızı başlatıcı öğe, bir ölçü olmaktan çoktan çıktı. İnsanı, insanla gelen en

okumak için tıklayınız

Uygarlığın Kökeni Sumerliler – 1, Muazzez İlmiye Çığ

?Konu pek çok ve çeşitli olduğu için, çalışmamı iki cilde ayırdım. Birinci cilt olan bu kitap, merakla sorulan, Sumerlilerin evren ve evrenin, insanın oluşumunu ve tanrılarla ilgili inanışlarını dile getiren efsanelerini; kahramanların serüvenlerini içeren destanlarını; savaşlarla nasıl yıkılıp yakıldıklarını çok acıklı bir dille anlatan ağıtlarını ve izleri zamanımıza kadar gelen

okumak için tıklayınız

Düşüncenin Şiiri, Edip Cansever

Valery şiirin fikirlerle yapılamayacağını savunur. “Şiirin içinde fikir, elmanın içindeki gıda kadar saklı olmalıdır” sözü de oldukça ün kazanmıştır. John Ciardi’nin de bir sözü varmış, yeni öğrendim : “Şiir fikirlerden söz açmaz, onları bir aktör gibi temsil eder,” diyor. Ben bu yargılardan şunu çıkarıyorum : Demek oluyor ki şair, en

okumak için tıklayınız

Aleviliğin Kökleri – Abdal Musa’nın Sırrı, Erdoğan Çınar

*”Erdoğan Çınar?ın ?Aleviliğin kökleri- Abdal Musa?nın Sırrı? Kalkedon yayınları tarafından yayımlandı. Bu, Erdoğan Çınar?ın 4. kitabı. İlk kitabından beri ezberleri bozan ve Alevilik konusunda tüm bilgilerimizin yeniden sorgulanmasına yol açan bir yazarla karşı karşıyayız. Açıkça söylemek gerekirse ilk kitabı ?Aleviliğin Gizli Tarihi?ni okuduğumda semboller üzerinden yaptığı açıklamalar ilgimi çekmişti ancak

okumak için tıklayınız

Aleviliğin Kayıp Bin Yılı (325-1325) Yolcu Ateşte Yanmak ile Yol Yanmaz, Erdoğan Çınar

“Erdoğan Çınar’ın “Aleviliğin kayıp bin yılı: 325-1325” adlı kitabını okuduktan sonra tarih bilgilerimi bir kez daha sorguladım. Birinci çıkarım; Tarih Hipotezlerle doludur. Orta Çağ tarihinin iki yüzyılı Haçlı Seferleri ile dolu geçmiş. Avrupalı Hıristiyanların ‘Kutsal Topraklar’ı “Müslümanlar”ın kontrolünden geri almaya yemin ettikleri iddaa ediliyor. Oysa bazı tarihçiler, din baronlarının ganimet

okumak için tıklayınız

Enternasyonal (L’Internationale) Türküsü / Şiiri / Marşı 120 Yaşında, Prof. Dr. M. Şehmus Güzel

“Cellâtların döktükleri kan Kendilerini boğacak Bu kan denizinin ufkundan Kızıl bir güneş doğacak. Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık Enternasyonalle kurtulur insanlık.” 120 Yaşında ve yüzünde tek kırışık yok. Yüz yirmi yaşında ve tek yorgunluk işareti vermiyor. 120 Yaşında ve hala vicdanlarımıza, gönüllerimize, beyinlerimize ve özetle kardeşlerim ?içimizdeki bize? ilk

okumak için tıklayınız

Bizi Kendilerine Hep Yabancı, Hep Aykırı Gördüler. Cezmi Ersöz

Kapım önce açılıyor, sonra kapanıyor… Merdivenlerden inişini, ayak seslerini duyuyorum. Yüreğindeki sıkıntıyı, o ürkek yorgunluğunu, birazdan kentin o karanlık akıntısına bırakacağın ruhunun telaşlı sancısını duyuyorum buradan. Bizi gözeten o büyü hızla eksiliyor hayatımızdan. Artık aşkımız bizi korumuyor, sevgili, biliyorsun. Eksik, kaçak, korkak yaşıyoruz kim bilir ne zamandır, birbirimizden gizlice… Aşklar

okumak için tıklayınız

Kayıp Bir Alevi Efsanesi, Erdoğan Çınar

“Erdoğan Çınar’ın 3. kitabı ?Kayıp Bir Alevi Efsanesi?ni okuduğumda Pir Sultan Abdal efsanesinin kayıtlara geçmiş haliyle karşılaştım. Etkilenmedim desem yalan olur. Çeşitli kaynaklara referans verilerek aktarılan bilgiler efsanede anlatılan coğrafyada, Yıldız Dağı eteklerinde aynı efsanede anlatılan biçimiyle yaşanmış bir olaydan ve olayın kahramanlarından söz ediyordu. Zaten öteden beri Pir Sultan

okumak için tıklayınız

68 Afişleri – ODTÜ Devrimci Afiş Atölyesinin Öyküsü, Yılmaz Aysan

?68?in devrimci ruhunun en önemli parçası, üniversitede, sokaklarda, grev ve işgallerde kendini afişlerle ifade etmesiydi. Devrimci afiş atölyesi, ODTÜ Mimarlık Fakültesi?nde, ilk deneyimlerini Mimarlık Balosu afişlerinin basılmasından edinmiş bir grup öğrencinin inisiyatifiyle ortaya çıktı. Kısa zamanda devrimci kampanyalar yazmaya, tasarlamaya girişti. El yordamıyla baskı teknikleri geliştirdi. Sonunda yüz binlerce afiş

okumak için tıklayınız

Yılmaz Aysan ‘ın Hayatı

Yılmaz Aysan çalışmalarını İstanbul?da sürdüren bir sanatçı ve grafik tasarımcıdır. Sanat çalışmaları: 1983?te İstanbul Sanat Bayramı kapsamında düzenlenen Sanatta Yeni Eğilimler yarışmasında ?Yalnızım? isimli yapıtıyla Bronz Madalya aldı. 1982-83 yılları arasında Ankara?da güncel sanata odaklanan ?Dost Sanat Ortamı?nı kurdu ve güncel sanat sergileri düzenledi. İlk kişisel sergisini, 1985 yılında Ankara

okumak için tıklayınız

Spartaküs – Kemal Burkay

Spartaküs Hayat bir türküdür Spartaküs Avutucudur geçicidir Güneş tepeler üstünde yükselirken Ve kıyıları döverken mor dalgalar Hayat bir türküdür Spartaküs Köylü kadınların küçük çocukların söylediği Orda Trakya ovalarında Özgürlük uçan kuşlara benzer Ağaç yaprağına yağmur damlasına benzer Varinia’nın gözyaşlarına Spartaküs O Britanyalı köle kadının, o kır çiçeğinin Bir gladiyatörün acı

okumak için tıklayınız

Fethi Naci’nin Hayatı. Eleştirinin emekçisini saygıyla anıyoruz.

Eleştirmen, yazar ve yayıncı İsmail Naci Kalpakçıoğlu, Fethi Naci adını 1953’ten sonra yazdığı eleştirilerde kullanmaya başladı. 3 Nisan 1927 tarihinde Giresun?da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Giresun ve Erzurum?da tamamlayan Naci, 1949 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oldu. 1940 yılından itibaren çeşitli ve dergilerde, şiir ve öyküleri yayımlandı. Çok sevdiği

okumak için tıklayınız

Müzik Yazılarım, M. Halim Spatar

M. Halim Spatar’ın 2007 yılında yayımlanan Müzik Yazılarım adlı eseri, *müziğe ve devrime inananlar için ilginç bir kitap? Müzik Yazılarım, bugün yaşı seksene ulaşan ilginç ismin, aynı zamanda ilk yapıtıdır. 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren ağırlıklı Cumhuriyet dergide, birer örnek olarak da Filarmoni ve Andante adlı müzik dergilerinde kaleme alınan

okumak için tıklayınız

Üniversitede Cadı Avı, Mete Çevik ‘geçmişe, bugüne ve geleceğe ışık tutacak bir kitap’

Pertev Naili Boratav?ın savunmasını içeren ?Üniversitede Cadı Avı?, 1947-1948 eğitim yılında Boratav, Niyazi Berkes ve Behice Boran?ı hedef alan üniversite tasfiyesini anlatıyor. Bu üç isim hakkında bir ceza davası açılmış, üçü de beraat etmişti. Fakat karara rağmen, kendilerini hedef alan kesim kampanya başlatmış ve nihayet bu üçlü Meclis tasarrufu ile

okumak için tıklayınız

Kartal Yuvası / Mardin Tarihçedir – Bülent Tekin

“Kadim Mardin kenti öyküsünü betimleyen tarihi roman tarzındaki “Kartal Yuvası” adlı kitabımda anlattıklarım Mardin?in ilginç öyküsüdür. Stratejik konumu nedeniyle Mardin kenti, tarih boyunca çeşitli devletlerin ele geçirmeyi hedeflediği bir yer olmuştur. Kent bundan dolayıdır ki defalarca kuşatılmış, dinlerin çarpışma alanı olmuştur. Ve belki de bu nedenledir ki bu önemli neden

okumak için tıklayınız

Ko-Medya, Yalçın Peşken. ‘5 N, 1 K’ den ‘5 Y, 1 S’ ye dönüşümün kitabı

Yalçın Pekşen, kırk yıllık bir basın mensubu. Pekşen?in, ?Ko-Medya? isimli bu kitabı da, uzun yıllarını verdiği bu mesleğin Türkiye?deki seyrine odaklanan mizahi yazılarından oluşuyor. Gazetecililik mesleğinin aksayan yanları; Babıâli?den ?Babıtelli?ye nasıl geçildiği; dinci gazeteciliğin ne zaman ortaya çıkmaya başladığı; gazeteye nasıl girilip çıkıldığı; haberin ne olduğu ve nasıl arandığı; akla

okumak için tıklayınız

A. Kadir’in (İbrahim Abdülkadir Meriçboyu) Hayatı

A. Kadir (İbrahim Abdülkadir Meriçboyu), 1917’de İstanbul?da doğdu. Açık, aydınlık titizlikle işlenmiş şiirleriyle 1940 kuşağı toplumcu şairleri arasında yer alan şair, çeviri çalışmalarıyla dünya şiirinin tanınmasına katkıda bulunmuştur. Ortaöğrenimini Eyüp Ortaokulu (1933) ve Kuleli Askeri Lisesi’nde (1936) tamamladı. Eyüp Ortaokulu’nden sonra 1936?da girdiği Kuleli Askeri Lisesi?ni bitirdi. 1939’da Ankara Harp

okumak için tıklayınız

Sarı Sıcak, Yaşar Kemal ‘Sadelik ve dürüstlükle anlatılan bu öyküler insanın belleğine kazınıyor.’

Sarı Sıcak, Yaşar Kemal’in öykülerini derlediği eserinin adıdır. Eser ilk olarak 1952 yılında yayınlanmıştır yazarın öykü dalında verdiği ilk eseridir. Eser yazarın daha sonra verdiği baş yapıtlarından İnce Memed’den önce yazarın Türkiye ve dünyaca tanınmasını sağlamıştır. Yaşar Kemal’in bu eserinde anlattığı öykülerin büyük kısmı Çukurova’da geçmektedir. Yazar bu öykülerde Anadolu

okumak için tıklayınız

Binboğalar Efsanesi, Yaşar Kemal

Yaşar Kemal’in 1971 yılında yayımladığı Binboğalar Efsanesi?nde, Toros eteklerindeki Türkmen göçebelerin yerleşik düzene geçmeleriyle ortaya çıkan güçlükleri, düş kırıklıklarını ve geçmiş yaşamlarına duydukları özlemi anlatır. Binboğalar Efsanesi, 1979 Fransa ?Büyük Jüri? En İyi Kitap Ödülü’nü almıştır. Roman Melih Cevdet Anday’ın “Ağlar bu mezarlıkta yörükler her gece Bakıp iri yıldızları davar

okumak için tıklayınız

Önce Gözlerinden Ayrıldım, Remziye Serap Ekim

Önce gözlerinden ayrıldım. Bir vapur geçti içimden sonra, Martılar selamladı, Dumanına saldığım sevinçlerimi. Önce gözlerinden ayrıldım Hazan esen bir kasımdı, Ağlarım sandım Deniz olurum. Uzun uzun baktım gözlerine Baktıkça uzaklaştın Baktıkça gittin Vapur oldun. Eserin Adı: Önce Gözlerinden Ayrıldım Yazar: Remziye Serap Ekim ( iletişim adresi: serap.ekim@gmail.com ) Yayınevi: Cinius

okumak için tıklayınız

Bülent Tekin’in Hayatı

1954 yılında Mardin?in Derik ilçesinde doğdu. Aslen Mardin?in Ömerli ilçesi Çınaraltı (Rissin) köyündendir. İDMMA(Galatasaray) Kimya Mühendisliği ve ODTÜ(Gaziantep Kampusu) İnşaat Mühendisliği mezunudur. Üniversite yıllarında ?Duygu? adlı bir senaryo çalışmasında bulunmuştur. Bu eser bir Sinema dergisinde fotoroman şeklinde senaryo edilmiştir. 70?li yılların şartlarında yazmış olduğu, ?Oğul(roman)?, ?Para(roman)?, ?Toplu(msal) Şiirler(şiir)?, ?Şili Sosyalizmi

okumak için tıklayınız

Çakırcalı Efe, Yaşar Kemal

Yaşar Kemal, Çakırcalı Efe?yi 1972 yılında kaleme alır. Çakırcalı Efe, Osmanlının son dönemlerinde haksızlıklara karşı dağa çıkmış bir eşkıyanın yaşamını konu alır. Çakırcalı Memed Efe, on beş yıldan fazla bir zaman boyunca eşkıya olarak Osmanlıya baş kaldırmış, halka zulmedenleri öldürmüş, öte yandan fakir fukaranın koruyucusu olmuştur. Yaşar Kemal, yapıtında Çakırcalı’yı

okumak için tıklayınız

Yabancılaşma Sorununa Genel Bakış – Afşar Timuçin

Yabancılaşma olgusunu en genel anlamda kendinden başkası olma ya da başkasına dönüşme diye tanımlayabiliriz. Eski felsefelerin yabancılaşma diye bir sorunu yoktu. çünkü bu felsefeler değişim ya da değişimin düşüncesinin ötesinde bir dönüşüm fikrine sahip değillerdi. Yabancılaşma ancak ben?le başkası arasına. özneyle nesne arasına çatışkılı bir ilişki girdiğinde ve buna göre

okumak için tıklayınız

Al Gözüm Seyreyle Salih, Yaşar Kemal

Yaşar Kemal, Al Gözüm Seyreyle Salih adlı yapıtını ilk olarak 1976’da yayımladı. Yazar ilk kez Çukurova dışına çıkarak kenti ve deniz insanını konu edinir. Bir deniz kasabasındaki insanların sorunlarını, uğraşılarını, birbirleriyle ilişkilerini Al Gözüm Seyreyle Salih?te dile getirir. Yapıt, Karadeniz’in küçük bir kasabasında on bir yaşındaki Salih’in, kanadı kırık bir

okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal ‘in Hayatı

Yaşar Kemal’in asıl adı Kemal Sadık Gökçeli’dir. Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi?nin oğludur. Aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü?ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Günseli) köyünden olan ailesi Birinci Dünya Savaşı?ndaki işgal yüzünden uzun bir göç süreci sonunda Adana?nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşmişti.

okumak için tıklayınız

Jean Jacques Rousseau Ve Uluslararası İlişkiler, Faruk Yalvaç

Faruk Yalvaç, siyaset teorisi çalışması olan, ?Rousseau ve Uluslararası İlişkiler?de, Rousseau?nun uluslararası ilişkiler anlayışını değerlendiriyor ve ardından düşünürün uluslararası ilişkiler, savaş ve barış konularında kaleme aldığı üç yazısını bir araya getiriyor. Toplumsal eşitsizliği, şiddetin ve devletler arası savaşların temeli olarak gören Rousseau, devletin de bir kurum olarak bu eşitsizliği yeniden

okumak için tıklayınız

Hegel?in Uluslararası İlişkiler Kuramı: Dünya Tini, Devlet Ve Savaş, Faruk Yalvaç

Faruk Yalvaç, ?Hegel?in Uluslararası İlişkiler Kuramı?nda, düşünürün uluslararası ilişkiler, savaş ve devlet kuramlarını bir araya getiriyor. Hegel için devlet, tanrısal ve ahlaki bir kurumdur. Dolayısıyla devletler arasında bir anlaşmazlık olduğunda, bu anlaşmazlığın gerekirse savaşla çözülebileceğini söyler. Hegel, insanın kendisini ahlaki amaçlar için feda etmesi gerektiğini söyleyerek, savaşa katılan bireyin de

okumak için tıklayınız

Büyüyen İşçi Sınıfı “Elveda Proletarya” Diyenlere Yanıt, Elif Çağlı ‘ Son gülen iyi güler! ‘

Elif Çağlı’nın Büyüyen İşçi Sınıfı “Elveda Proletarya” Diyenlere Yanıt adlı kitabında, işçi sınıfının devrimci misyonunu yitirdiğini iddia eden ve buna teorik bir dayanak oluşturmak için onun kapsamını daraltan görüşlerle hesaplaşılıyor. Bu görüşlerin, esas olarak, sınıf mücadelesinin gerilediği dönemlerde büyük bir umutsuzluğa kapılıp yılgınlığa düşen ve kendi olumsuz ruh hallerini teorileştiren

okumak için tıklayınız

Leyla Erbil ‘in Hayatı

Leyla Erbil, 1931 yılında İstanbul’da doğdu. Beyoğlu Kız Lisesi ve Kadıköy Kız Lisesi’nde okudu. İst. Ünv. Edb. Fak. İng. Edb. Bölümü’nde eğitim gördü. Çeşitli yerlerde sekreter çevirmenlik yaptı. 1956’da ilk öyküsü yayımlandı (“Uğraşsız”, Seçilmiş Hikâyeler Dergisi). Giderek, Dost, Yeni Ufuklar, Yeditepe, Papirüs, Ataç, Yelken gibi edebiyat dergilerinde yazdı. Kendinden önce

okumak için tıklayınız

Beyazlar Kirli, Hasan Bülent Kahraman. ‘Bütün renkler hızla kirleniyordu / birinciliği beyaza verdiler’ Özdemir Asaf

Hasan Bülent Kahraman?ın ilk kitabı Beyazlar Kirli’de aydınları içeriden bir gözle eleştiriyor. Aydın kavramını tartışıyor. Aydın ve toplum ilişkisini irdelerken çuvaldızı aydınlara batırıyor. 1989 yılında ilk baskısını yapan eleştiri/deneme kitabının isim babasının Attilâ İlhan olduğunu bu yeni baskıdan öğrendik. Kahraman, ?Kirli Beyaz? ismini koymayı düşünürken Attilâ İlhan?dan ?Beyazlar Kirli? önerisi

okumak için tıklayınız

O Güzel İnsanlar, Zeynep Oral

” O Güzel İnsanlar “, uzun yıllar boyunca düşünceleri, duyarlılıkları, eserleri ve eylemleriyle daha güzel, daha iyi, daha insanca ve hakça yaşanılan bir dünya özlemiyle yanıp tutuşanların öyküsüdür. “Bu kitapta portrelerini çizmeye çalıştığım otuz insan da bu ülkenin insanları. Benim için ülkemin, aydınlık, ileriye dönük yüzünü oluşturuyorlar. Kimini daha çok,

okumak için tıklayınız

Onat Kutlar ‘ın Hayatı

30 Aralık 1994. Yazar Onat Kutlar ve eşi Filiz Kutlar, Beyoğlu Mis Sokak’taki evlerinde farklı bir telaş içinde. O gece, evliliklerinin beşinci yıldönümünü kutlayacaklar. Sabah kahvelerini içerken, Onat Kutlar, karısına, “Hiç bu kadar mutlu olacağımı düşünmemiştim” diyor. Birbirlerine uzun uzun sarılıyorlar, sanki bir daha hiç görüşmeyeceklermiş gibi. Akşam buluşmak üzere

okumak için tıklayınız